Bulunduğumuz koğuşun altındaki kapıdan Selimiye'ye levazım ikmali yapılıyordu. Pencereden bakıyorduk. Karşıda, öldürülen ilk devrimci kurbanlardan Taylan Özgür'ün babası, Hasan Özgür vardı. Karşılıklı selamlaşıyorduk. Tanımayan yoktu onu. Hasan Özgür, odun müteahhitliği yapıyor, ve askeri birliğe olan odun taahhüdünü yerine getiriyordu. Kendisi, o sıralarda Selimiye önünden geçmekte olan gençlerden Nurullah Ankut ile Cemal'i tanıyordu. Aynı zamanda içerde bulunan Orhan Müstecaplıoğlu 'nu da.
Gençler, Müstecaphoğlu ile ilişki kurmak istediklerini Hasan Özgür'e açıyorlar. O da: "bu odunları taşır gibi yapın, yardım edin, o zaman haber almanız kolaylaşır; ayrıca, ben de haber ulaştırmanıza yardımcı olurum diyor." Ve gençler Selimiye Kışlası'na odun taşımaya başlıyor...
Bizler ise, pencerelerden gençleri ve olup biten olayların gelişmesini merak ve heyecanla izliyorduk. Gençler, büyük bir çabayla odunları içeri taşıyorlardı; birkaç sefer yaptılar, sonunda işler değişti.
Aradan günler geçtikten sonra cezaevine getirilen gençlerle birlikte tutuklanan Hasan Özgür 'den durumu ayrıntılı olarak öğrenmiştik.
Gençler odunları taşıyadursun, oracıkta, depoda bulunan asker elbiselerini giymişler. Yörede bulunan nöbetçinin de bu işten haberi vardı. Bu elbiseleri giyerken de karşı çıkmıyor. Gençler: "Üstümüz kirlenmesin" gerekçesiyle bu eski asker elbiselerini giydiklerini belirtince, nöbetçi ses çıkarmıyor. Selimiye dışında bulunan nöbetçiler de durumu fark etmiyorlar. Fakat Kışlanın dışında, biraz uzakça bir yerde, ağaçların altında bulunan bir kısım askerler, iki kişinin asker elbiseleriyle Selimiye'ye girip çıktığını görünce hemen komutanlığa bilgi veriyor; böylece cipler geliyor, gençleri yakalıyorlar.
Gençlerin alınan ifadelerinde: "Selimiye'den Orhan Müstecaplıoğlu 'nu
Sayfa 354 - Sorun Yayınları