(Bunlar da yeni sözler değildi.) Sıkılıyordum ;başkalarının hesabıma da sıkılıyordum :mesela İsmet 'in hesabına da sıkılıyordum. Söyledikleri sanki önce onun canını sıkıyordu bana göre ; belki de sırf bu yüzden yüzünü buruşturuyordu konuşurken.
İnsanoğlunun erişebileceği en üst rütbe yaşamla da, ölümle de dalga geçebilen bir soytarı olmaktır.
Gülme, tarihi alaşağı ederek gerçeği açığa çıkarır, seyirciyi iktidara taşır.
İnsanoğlunun erişebileceği en üst rütbe yaşamla da, ölümle de dalga geçebilen bir soytarı olmaktır.
Gülme, tarihi alaşağı ederek gerçeği açığa çıkarır, seyirciyi iktidara taşır.
Marquez severleri heyecanladıran kitaptır kendisi. Ölümünün ardından 10 yıl geçmişken ve artık pek bir beklenti yokken gelivermesiyle heyecanlandık haliyle.
Kısacık bir roman, 70 sayfa civarında. Önsöz, yayıncının notu ve eklerle 88 sayfalık bir kitap. Önsöz çocuklarından. Babalarının bu kitabın imha edilmesini istediğini söylüyorlar. Sonsöz editör Cristobal Pera’dan. Kitabın yazım süreciyle ilgili detaylar vermiş bize. Son bölüm büyük sürpriz oldu benim için. Etkileyici gerçekten.
Roman kahramanımız, her yıl Ağustos ayının 16’sında adaya annesinin mezarını ziyarete gidiyor. Bu ziyaretler zamanla, yaşı da ilerlemişken hayatına farklı bir heyecan getirmeye başlıyor. Kitap uçmuyor ama çok akıcı. Editör Pera’nın aktardıkları önemli bu noktada. Sağlığı izin vermemiş uçurmasına.
Mart 2024 basım. Can yayınlarından çıkmış, Emrah İnce çevirisi. Kitaplığımın değerli bir üyesi artık kendisi.
#ağustostagörüşürüz #gabrielgarciamarquez #gabo #canyayınları #bookstagram #latinamerikaedebiyatı #emrahince
En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim :Eğer imkanım olursa bu kitabı muska kadar küçültüp boynuma asmak isterdim. Öyle ki hep hatırlamak için hep yanımda olsun. Hatırladıkça Marquez 'in büyüsü hep benimle olsun. O ladar ki eğer bir hikaye aklımdan silinirse ve ben bu unutmuşluğu fark edecek olursam çok üzülürüm. Çünkü bu kitap adeta bir okul. Ben bu okula erken mi başladım bilmiyorum ama bu kitabı okuduktan sonra bir okur olarak seviye atladığım hissettim. Yazarları tanımanın en güzel yollarından birinin onların hikayelerini okumak olduğunu bilirdim de bu bilgiyle hiç bu kadar hakkaten öyle dediğimi hatırlamıyorum. Her bir hikayesin de Marquez bir şeyler deniyor, cümlede, her kelimede. Her karakterde bir şeyleri anlatma derdi var. Bir okur olarak ne kadar kendimi verebilirsem o kadar farklı bakabildiğimi fark ettim hikayelere. Tabi bilmiyorum yazar kadar bakabildim mi?
Kitap Marquez in tam bir labaratuatı olmuş. Gabo tüm sihirlerini denemiş ortaya büyülü gerçekçi bir iş çıkmış. Ben artık Marquez kıvrık hunilerin içinde yeşil sıvıların buharını tüttüğü masanın arkasında sihir yaparken hayal ediyorum.
Ve olmazsa olmaz, şu ana kadar okuduğum her kitabında hissettiğim o bizim kültüre, bizim toplumun ruhuna yakınlık hissi. O toplumdaki batıllıklar, o tuhaf inanışların toplumda yer bulması, insanların absürt de olsa sırf gelenek diye bazı tabular karşı gelmemesi hep bizden şeyler. Tam da bu yüzden toplumun içinde bu batıllıklar olumca aslında bizim gerçek dünyada yaşadığımız büyülü gerçekçi değil mi? Kendi toplumumuz şöyle bir dönüp bakarsak insanlarımızın batıl inançları günlük hayatlarına koyduğu yerde, onlara uyarak dikkat ederek yaşadığı durumda büyülü gerçekçiliğin yeri zaten var. Bu yüzden Marquez 'in ve bize dönersek Yaşar Kemal' in anlattıklarını fantastik