Romantik bir kitap olarak başlama izlenimi verse de toplumcu gerçekçi eleştirileri durumları da içinde barındıran bir kitap olarak her ikisini içinde barındırıyor. Bireyi, kişinin kafasının içindeki duyguları anlatan kitaplar benim için her zaman daha etkileyici olmuştur. Toplumdan, dünyadan bir şeyler bulunduran her eser benim için biraz değer kaybediyor. Bu kitap biraz da şu klasik "sanat sanat için mi toplum için mi" sorusunun değerlendirilmeai gibi.
Özlenen o eski yazlar var kitapta. Her şey değil. Hafif bir bulur var gibi . Bunu biraz da Kahramanı Vedia 'ya sorduğu soruların tam karşılığını alamıyor olması neden oluyor.
2-Kitabı okumanın çok değişik bir tadı var. İnsan o an okurken eski, silik silik olmuş anılarını, eski günlerini düşünürken yaşadığı duyguyu hissediyor. Geçmişin o güzel, özlenen yazları gibi.
Biraz da kafamızda kurduğumuz o çok özlenen ve asla ulaşılamıyan aşkı aramak gibi.
İlgimi çeken durumlardan biri de Melih Cevdet'in kullandığı, daha önce başka yerlerde rastlamadığım kelimelerdi. Farklı kelimeler Tanıtlamak,yansıtmak, sevi (siz), bili(siz)
Kitabın bireyin ruhsal halini anlatımının yanınından toplumcu gerçekçi tartışmalara girmesi biraz da roman karakterlerinin tartışmlarının yansıması aslında. Ana karakter bireyci olarak amcasını suçlarken aslında kendisi geldiği köyde son derece bireyi, kişiyi anlatan bir yaşam kuruyor. Resim yapıyor, duygusal durumlar yaşıyor ve bunlar tamamen bireysel. Kendisi önceki geldiği yerde toplumsal olaylara girdiği anlaşılıyor. Bireyci olarak suçladığı amcası ise köyde toplumu değiştirecek, hayat standartlarını yükseltecek işler yapıyor. Tabi bu karakterimizin geldiği şehirdeki toplumsallıktan uzak bir bireycilik.
Kitapta sanatlı anlatım da mevcut. Büyülü bir anlatım var. Gerçekçi bir anlatım da var ama