Nazi Almanya'sı döneminde, yüksek mevkideki bazı insanların eşleri ciyate kurban gidiyor. Bu cinayetlerin araştırılması olağan dışı bir şekilde, yerel polis birimleri yerine Nazi Parti gücü olan SS birimine bırakılıyor. Bu görev, kendisi de bir SS subayı olan Franz Beewen'e istemese de kalıyor. Görevin istenmeme sebebi Nazi sisteminde başarısızlığa yer olmaması. Ya cinayetleri çözmek zorunda yada başarısızlığı sebebiyle ölüm cezasına çarptırılmak.
Herşeyden önce dönem Almanya'sı çok başarılı bir şekilde yansıtılıyor. Asker rütbelerinin, yer isimlerinin hatta argo kelimelerin orjinal dönem Almanca'sıyla yazılmış olması ince ayrıntı. Dönemin sıra dışı Nazi sistemini, kitabın genelinde içselleştirebiliyorsunuz.
Cinayetleri araştıran SS subayının ve sonrasında ekibe dahil ettiği iki psikoloğun karakter olarak iyiden ziyade kötüye yatkın oluşları polisiye kitaplarının rutini dışı. Ekibin başı olan SS subayı yozlaşmış ve katil bir karakter. Psikologlardan biri hastalarına şantaj yapan, biri alkolik tutarsız bir hastane müdüresi.
Cinayetler araştırılırken savaşta en sıcak ve canlı haliyle paralel olarak anlatılmakta. Bu yönüyle kitap tarih, polisiye, psikoloji üçgeniyle ilerlemekte diyebiliriz. Çok yönlü bir kitap. Nazi partisinin kuruluşu, örgütlenmesi, yönetimi ele alması ve akabinde patlak veren dünya savaşı eş zamanlı anlatılabilmekte.
Son olarak çevirisi kaliteli. Duyguyu, anlatımı dilimize doğru kelime ve cümlelerle aktarabilmekte. Büyük boy ve uzun bir kitap. Başlamadan önce çabuk sıkılanlar için belirtmek gerekebilir. Ama yoğunluğu tüketimini keyifli kılıyor. Sonu yazarın diğer kitaplarında da yakalayabildiği gibi beklenmedik bir şekilde bağlanıyor. Ben keyif aldım, sizin de almanız dileğiyle...
Farklı nesillerin önce ayrılan, sonra kesişen hayatlarını anlatmaktadır.
Evlilik dışı bir ilişkiden doğmuş Asya, bolca teyze, anne, annane ve cicianneden oluşan, birlikte yaşayan geniş bir ailenin hayatı inceleniyor kitapta. Bu kısım biraz da sanırım yazarın geniş aile özlemini yansıtıyor olabilir. Ailenin tüm erkeklerinin 41 yaşını bulmayan erken ölümleri gibi bir lanetleri mevcut. Bu sebeple dayımız Mustafa genç yaşta Amerika'ya okumaya gidiyor ve sonrasında orada bir aile kurup uzun yıllar kendi ailesi ile irtibatı sınırlı yaşıyor. Mustafa'nın üvey kızı Armanuş'un kökleri Ermeni tehcirine uğramış eski bir Osmanlı Ermeni ailesine dayanmakta. Armanuş'un köklerinin izini bulmak amacıyla San Fransisco'dan İstanbul'a uzanan yolculuğunda, toplumumuzda konuşulması çekinilen 1915 Ermeni olaylarına da bir bakış açısı katılmaktadır. Bu bakış açısı Elif Şafak'ın kalemine yakışır cüretkar ve tarafsız bir şekilde yapılmış elbette. Teyzelerden birinin cinlerle konuşabilmesi, onlardan bilgi alabilmesi yazaran karakteristik metafizik örgülerinden.
Bunları topladığımız zaman yazarın çok yönlü bakış açısı yoğun şekilde hissediliyor. Kitabın ismine konu olan kızın babası kitap sonuna kadar ustalıkla saklanabilmiş. Biraz sezebiliyor olsakta şaşırtıcı ve akılda kalıcı bir son yakalanmış. Ben keyif aldım, almak isteyene de tavsiye ederim.