Puan vermedi·416 syf.··
2026 21. kitabı
Yasaklı Lal Figan 2 ​Herkese selaaam! Ay ben geldim ama içimdeki fırtınaları bir bilseniz... İlk kitabı bitirir bitirmez hız kesmeden hemen ikinciye geçmiştim, iyi ki de öyle yapmışım. Ama peşin peşin söylüyorum: Okurken yine bol bol sinir krizi geçirdim! Neyse ki sonradan olaylar toparladı da tansiyonum dengelendi. Özellikle o "ismi lazım olmayan" tiplerin sahneleri azaldıkça benim de kafa rahatladı, oh be dedim! ​Şimdi müsaadenizle şuraya biraz içimi dökeceğim çünkü söylemezsem çatlarım! ​Doru... Sana ne desem az! Ya gerçekten soruyorum; bir insanın seni sevip sevmeyeceğini, o ağır lafları söylerken ne hissettiğini anlamayacak kadar hödük müsün be adam? Okurken "Yok artık" dediğim çok an oldu. Neyse ki bu krizler çok uzamadı da birazcık sakin kalabildim. Ama yiğidi öldür hakkını yeme; tüm delirmelerime rağmen bu ikiliyi okumak bana müthiş bir seyir keyfi verdi. Birbirlerini her anlamda o kadar güzel tamamlıyorlar ki... Siz kesinlikle nazar değmeden mutlu mesut hayatınıza devam edin, ben sizi uzaktan sevmeye razıyım. Ah benim canım Erva'm... Gelelim kitabın sonuna... Spoiler olmasın diye detay veremiyorum ama cidden neden öyle bir şey oldu ya? Neden?! Ben sonuna kadar canım kızıma hak veriyorum. Erva bence yaşayabileceği en ağır şeyleri yaşadı. Ve işin en acı tarafı, canı yanarken bile sevdiklerini düşünmediği tek bir an olmadı. Okurken "Kızım dur, yalvarırım önce bir kendini düşün!" diye bağırmak istedim ama Erva hiç bencil olamadı. Peki şimdi o sevdiklerine soruyorum: Siz bu kıza bunu neden yaptınız? Sizi affedebilir miyim hiç emin değilim, Erva bunları zerre hak etmedi. Ve Ceylin.. Senden nihayet kurtulduk ama yalan yok, içimin yağı zerre erimedi. Keşke senin için çok daha farklı bir son olsaydı. İçimde en ufak bir rahatlama hissi bile oluşmadı, sana hala çok
YasaklıPınar Salman · Pukka Yayınları · 2024259 okunma
Bana öykü yazdıran kitap
Puan vermedi·56 syf.··
2026 6. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:13
“Vialand’a gelmişken herkes hangi oyuncağa bineceğini heyecanı ile geç kaldık işte şu bu oyuncaklara binemeyeceğiz , eğer binemezsek sorunu sizsiniz sizin yüzünüzden olacak diyen ergen liselinin kurnaz gülümsemeli bakışlarını görmüşken, hiç de oyuncaklar için heyecan duymayan, tek başına yaşamaya alışkın tavırlarla, bir tek kendisinin oyuncaklara binerek anksiyete yaşamayacak isteyececeğinden emin gibi sormuştu ama bir kaç şüpheli cevaplara rağmen bir tek o kalmıştı. Vialand Avmye çıkarken -tek başına gezmeyi becerebildiği için olacak hep hızlı hareket etmişti de geriye doğru saydı 5-6 adet 15-20 basamaklı toplamda yaklaşık 120 basamak kadar çıkacağını hesap etti , merdivenler bittiğinde nefes nefese kaldığını gördü, yaşına göre iyi çıktığını ama yine de zorlandığını anladığında yukarı bulutlara baktı ve çoğu yaşadığı şekilde derealizsyon ve deparsonalizsyon karışımı, sigaradan mı yoksa şekeri mi düştü derken kendini D&R mağazasında buldu. Ne de olsa güzel geçecek bir kitap ve Starbucks’ta americano ile kitap okuma heyecanıyla Thomas Bernhard kitabı bulmaya koyuldu da yani kendisi bulmalı derken yine yorgunluk, ben neredeyim bu kalabalıklar derken panik atak , şeker düşmesi karışımı ayakta zar zor duruyordu , bak yine aynısı oluyor diyerek D&R çalışanı kıza Thomas Bernhard kitabı var mı diye soracaktı ki telaffuz edemeyeceğini umarak google’a yazdı ve gösterdi, bu yazarın kitaplar var mıydı, kız bilgisayardan baktı ve hiç bir kitabı kalmamış deyince çaktırmadan tamam sağol derken, kız gittikten sonra bilgisayara kendisi baktı da anlamlandıramadı, isimler vardı ama olsaydı kitaplar herhalde yeşil okey işareti de olur derken kadınların duygusal tepkileri aklına geldi ve güvenemediğini düşündü , kızsa başından savdı gerçekten bakmadıydı. Neyse bulamadım bari starbucksa
Yeşaya GeldiLászló Krasznahorkai · Can Yayınları · 1989908 okunma
Reklam
TAM AĞZIMA LAYIKKKK
9/10
·346 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
KİTABA BAYILDIM ASLINDA! Olay örgüsü olsun karakter analizi olsun tam ağzıma layık, satır aralarına bolll boll yorum sıkıştırdığım, altını çizdiğim dolu dolu bir kitaptı benim için. Kişisel yorumumu okumak istemeyenler aşağıda "ÖNEMLİ"olan kısmı okuyabilirler kitapla ilgili ince bir detay var bilginize:) Öyleseyse devam edelim...öncelikle kitabı okurken bazı yerlerde o kadar sinirlendim, o kadar yükseldim ki kitabın içine girip Andre'yi tokatlayasım geldi. Böyle yakasından tutarak sarsmak istedim adamı. Evet yanlış okumadın! Orchid değil Andre'yi. Neden? Çünkü o mal karı zaten kötü biri tamam mı? Zaten yapması gerekeni yapıyor ve belli bir amaç doğrultusunda hareket ediyor. Ama Andre...Ahh Andre o kadar malsın kiiii delirdim yani okurken. İçinde bir şeylerin yanlış olduğunu hissettiğin yetmezmiş gibi SANA TÜM GERÇEKLERİ EN YALIN HALİYLE GÖZÜNE SOKAN, O KADININ NE ÇEŞİT BİR MANYAK OLDUĞUNU BALYOZLA KAFANA VURA VURA ANLATMAYA ÇALIŞAN BİR ARKADAŞIN olduğu halde hatta ve hatta seni seven, bağrına basan, sevgi dolu bir ailen olmasına rağmen nasıl her şeyi inkar ederek onun peşinden gidebilirsin!! Hadi hiç sevenin olmasa,seni uyaran yakınların olmasa, gerçekten sevgiye aç biri olsan Orchid'ten aldığın sevgiye bağımlı hale gelsen anlarım ama senin sevgi açlığın da yok ki?? Babanın gururusun,annenin biricik oğlusun. Seninle çok iyi anlaşan bir ablan var. Seni seven pek çok arkadaşın var. Yani onca kişi arasından Orchidin sevgisine muhtaç olduğunu ben hiç düşünmüyorum..bence yaptığın şımarıklıktan başka bir şey değildi. Oh be! Rahatladım. Andre'ye sövmem bittiyse biraz da Orchide söveyim dicem de...kadın zaten kötü biri tamam mı? Onun düzelme ihtimali yok. Narsist olmayı kendi seçmiş ve bu konuda kendini özellikle geliştirmiş yani böyle hastalıklı bir insana ne
Duman ve AynalarElmar Akif · İkinci Adam Yayınları · 202583 okunma
9/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 11:05
Önce övgüler düzdüm kitaba. Bu karaladıklarının ölümünden tam 11 sene sonra keşfedildiğini bilmesem, vay be Kraliçe, ne şov yapmışsın diyecektim yazara. İşte, NYT’in 21. Yüzyılın en iyi yüz kitabı listesine girmiş, vallahi de hak etmiş falan diyordum ki, bir noktadan sonra okuduğuma bin pişman olmaya başladım. Neden mi? Yani ne bileyim, hayatın gerçekleri böylesine sert, böylesine acımasızca insanın yüzüne vurulmamalı sanırım ya. Şahsen ben taşımakta çok zorlandım. Amerika Birleşik Devletleri’nin farklı eyaletlerinden, bir sürü kadının öyküsünü kaleme almış yazar. Göçmen, alkolik, bağımlı, acılı, yaralı, dışlanmış.. Bir öykü kitabı değil, sanki bir kimlik pazarı. Kitap insana ne söylüyor biliyor musunuz? Hani bazen iç çekip sorarız ya “Yahu bu dünyada hiç mi güzel bir şey olmaz?” Kitap aynen şöyle cevap veriyor: “ Evet, olmaz, al işte kanıtı.” Kadınlar yarı yolda bırakılır, kadınlar tecavüze uğrar, kadınlar yükleri ile baş başa kalır, kadınlar, kadınlar, kadınlar… Kitap bitince rahat bir nefes aldım. Oh dedim neyse ki bitti, daha fazla tahammül edemeyecektim böylesi bıçak gibi keskin gerçeklikleri okumaya. Ama yalan tabi, bin sayfa sürse de okurdum çünkü insanı içine çeken bir dili var yazarın. Acaba şimdi ne anlatacak dedirten bir akışı var. Bir kitabı yarım bırakamayıp bitirmeye zorladığımız zamanlar vardır. İşte bu kitabı okurken böyle bir çabanın ne kadar yersiz olduğunu farkettim bir kez daha. Çünkü sizin için yazılmış bir kitap(Borges’in deyimi bu) sizi zaten battaniye gibi sarıyor, içinizi dolduruyor, peşinden sürüklüyor. Çok dağınık anlattığımın farkındayım, fakat zihnimin içi de böylesine dağınık zaten. Çok sarsıldım, çok etkilendim ve tetiklendim. Sevgili okur, bu kitabı okuma. Hiç gereği yok. Kitap çok ama çok güzel, ama yine de okuma.
Temizlikçi Kadınlar İçin El KitabıLucia Berlin · Siren Yayınları · 2021109 okunma
Puan vermedi·148 syf.··
2026 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 21:26
Başkarakterimiz Santiago Amca. Tam 84 gündür tek bir hamsi bile tutamamış, şanssızlığı dillere destan olmuş, tabiri caizse okyanusun ortasında bile kara kedilerin yolunu değiştirdiği bir dedemiz. Yanında da ona hayran bir çocuk var, Manolin. Santiago dede "Ben bu sefer talihimi yeneceğim" diyip açılıyor derin sulara. Sonra oltaya bir marlin (kılıçbalığı) takılıyor. Ama ne balık! Balık değil sanki nükleer denizaltı! Balık tekneyi çekiyor, adam balığı çekiyor... O çekiyor, bu çekiyor... Günler geçiyor. Kitabı okurken resmen Santiago'nun yerine ben yoruldum. Sayfalara bakıp "Yahu bırak şu balığı amca, git köyün kahvesinde çayını iç, ne bu hırs!" diye bağırasım geldi. Hayır adamın elleri yara bere içinde kaldı, aç susuz denizin ortasında sürüklendi durdu. İnsan okurken "Umarım bu kadar eziyete değer" diye dua etmeye başlıyor. Sonra ne mi oluyor? (Spoiler uyarısı vereyim ama zaten kitap 1952'de yazılmış, affedin artık). Amcamız sonunda o dev balığı alt edip teknesinin yanına bağlıyor. Tam "Oh be, sonunda yüzü güldü dedemin!" derken, denizin bedavacı kabadayıları, yani köpekbalıkları kan kokusunu alıp partiye damlıyor! Adam o kadar gün aç susuz savaştı, gitti balığı kendi elleriyle köpekbalıklarına ziyafet çekti iyi mi! Okurken ekran başında sinir krizi geçirdim. Kitabın sonunda adamın elinde koca balığın sadece kılçığı kalıyor. Edebiyat eleştirmenlerine sorsanız bu kitap "insanın doğayla destansı mücadelesini", "yenilmez iradeyi" ve "asla pes etmemeyi" anlatıyor. Ama bana sorarsanız bu kitabın ana fikri çok net: Gerektiğinde vazgeçmeyi bileceksin! Ya da en azından, devasa bir balık tutmaya gidiyorsan, yanına motorlu bir tekne ve sağlam bir soğutucu alacaksın kardeşim. Kürekle nereye kadar? Özetle; kısacık ama sizi o küçücük kayığın içine hapseden, inanılmaz sürükleyici
Yaşlı Adam ve DenizErnest Hemingway · Bilgi Yayınları · 202541bin okunma
Bilinçaltının Gücü
Puan vermedi
Bilinçaltının Gücü’nün seveni de eleştireni de o kadar fazla ki, ben de arada kalmış gibiydim. Ama sanırım bu biraz da biz okurların kişisel deneyimleri, ilgi ve ihtiyaçları ile alakalı. Bazılarımızın gerçekten de bilinçaltının gücünün; düşüncelerimizin, cümlelerimizin hayatımıza etkisinin gücünü bilmeye ve uygulamaya ihtiyacı var. Özellikle uygulama noktasında, okuyup kenara atılacak bir kitap değil. Bu gücü kendi hayatımızda kullanmalıyız ki etkilerini görebilelim. Kitap isminden de anlaşılacağı üzere, bilinçaltının hayatımıza etkisini anlatıyor. “Hayatımızı düşüncelerimiz oluşturur. Ne düşünürsek oyuz. Düşüncelerimizin yansımalarıyız. Neye inanırsak o olur…” cümleleri kitabın özeti diyebilirim. Doğrusu ben bilinçaltının gerçekten de hayatımıza büyük bir etkisi olduğunu uzun zamandır bazı okumalarım ve araştırmalarım sayesinde biliyordum. Aynı zamanda neredeyse her konuda İslam ile paralel düşünceler içeriyordu kitap. Düşüncelerimizin, cümlelerimizin ne kadar önemli olduğunu bir çok ayette, bir çok hadiste zaten görebiliyoruz. Mesela “Ben, kulumun benim hakkımdaki zannı nasılsa öyleyim. Kuluma, hakkımda beslediği zanna göre muamele ederim.” hadisinde belirtildiği gibi Allah’a olan zannımızın yani aslında düşüncelerimizin hayatımızda etkisini görmek mümkün. Aynı şekilde “Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım .” ayeti de şükür bilincinin hayatımızda etkisi gösteriyor. Hatta büyüklerimizin sözlerinde de bunları görmek mümkün. “Bir şeyi kırk kere söylersen olur.” sözü de cümlelerimizin hayatımıza etkisini gösteren bir örnek. Yani aslında pek de yabancı olmadığım bir konuydu bilinçaltının gücü. Sanırım bu yüzden kitabın uzun sayfalarca aynı şeyleri anlatması, sürekli tekrara düşmesi ve bana şaşıracağım veya ilgimi çekecek yeni bir şeyler katmaması
1000Kitap
Bilinçaltının GücüJoseph Murphy · Koridor Yayıncılık · 200918,5bin okunma
Reklam
Reklam