Omer Karakose

"Dünyanın en iyi makinelerini yapıyorsunuz ama pilav diye lapa yiyorsunuz, annemin pilavını bir ye de gör dedim! Alman öfkelendi ve benimle kavga etti, onlarınki daha iyiymiş. Ulan dedim alt tarafı pilav be, bırakın da onu bari biz iyi yapalım."
Sayfa 122
Reklam
"Bir yabancıydı, üstelik bir Türk'tü. İstasyonda üzerime doğru geliyordu. Anlayabildiğim kadarıyla görünürdeki amacı benimle konuşmaktı. Uyuşturucu mu satmak istiyordu? Para mı isteyecekti benden? Yoksa beni soymaya hazırlanan bir hırsız mıydı? Böylesi düşünceler içerisinde ona bakamadım bile. Görmezlikten gelip, koşar adımlarla arkama bakmadan yürüdüm. Eğer dönüp baksaydım, mendilimi çıkarırken düşürdüğüm çakmağımı yerden alıp arkamdan koşturduğunu görebilecektim. Onu aniden yanımda görünce çok korktum. Oysa ilk sözü, 'Çakmağınızı düşürdünüz, alın lütfen.' oldu. O anda gerçekten utandım. Bana bugüne dek, ne bir Türk, ne bir zenci, kısacası hiçbir yabancı zarar vermemişti. Peki, neydi bu tepkimin gerçek nedeni?"
Sayfa 121
Yerliler artık ne olduğunun farkında. Göçmenler iyiden iyiye şehre karışıyor. Kendilerini aldatılmış mı hissediyorlar? Hani çalışıp döneceklerdi? Ezber bozuluyor. Tılsımlı yıllar çok geride kaldı. 1973 yılı herkes için bir uyanış yılı olacak. Aynı apartmanda, aynı sokakt, yürüyüş yaptıkları parkta, çocuklarının okulunda, hastanede, hayatın aktığı her köşede göçmenler karşılarına çıkıyor. Türklerin Almanya'daki sayısı 1 milyona ulaştı. Kim bu kadarını bekliyordu? Bundestag'daki hemen her meclis toplantısında, bir gazete köşesinde ya da haber saatinde, üniversitelerde, barlarda, kafelerde, saçak altlarında isimlerinin anılmadığı bir an yok. Tartışıyorlar. Kanaatleri ortak. Bunun adı misafirlik değil. Bu çalışanlar da konuk işçi değil. Almanlar çerçeve çizmeyi hep seviyor. "Madem öyle 'gasterbeiter' yerine başka bir isim bulalım." 1973'te WDR kanalı bir anket başlatıyor. "Konuk işçi sözcüğü yerine kullanılacak bir sözcük önerecek olsanız, ne söylerdiniz?" diye soruyor Almanya'ya. Konuk işçilerin yeni adı ağız ucuyla ilan ediliyor: "Yabancı"
Sayfa 120
Kreuzberg'in hep asi bir tarafı var. Berlin Duvarı'nın gölgesi mi neden oluyor buna? Duvarın hemen dibinde olmak Kreuzberg'in ruhunu katılaştırmıyor mu? Aksine, daha da özgürleştiriyor. Duvarın ağırlığını göğüslüyorlar. Yalnızlık ve yabancılık en çok bu semtte hissediliyor. Göçmen çocuklar bir varoluş mücadelesinin peşinde koşturuyorlar daha küçük yaşlardan itibaren. Yaşamlarını "karşıda durmak" üzerine inşa ediyorlar. Duvarı boydan boya kaplayan grafitilerin çoğu onların eseri. İçlerindeki öfkenin yansıması nasıl böyle renkli oluyor? Anne babalarının siyah beyaz hayatları şimdi Berlin Duvarı'nın üzerinde renk renk dalgalanıyor. Kreuzberg, göçmen çocuklarını birleştiriyor. Kottbuser Tor, Görlitzer Bahnhof, Waldemar ve Naunyn Sokağı arasında yeni bir dünya kuruyorlar. Başlarını sokabilecekleri başka bir dünya sunulmuyor. Çete diyorlar onlara. İsmini Kreuzberg'in posta kodu olan 36'dan alıyor.
Sayfa 112
8 yıl önce ailemle birlikte geldim. Berlin'i biliyor, tanıyorum ama hiçbir zaman kendimi evimde gibi hissetmeyeceğim. Bir soru sorduğumuz zaman başlarını çeviriyorlar. Çünkü onlara benzemiyoruz veya yabancı olduğumuzu biliyorlar. Ama Türkiye'ye döndüğümüz zaman da oraya ait olmadığımı anlıyorum.
Sayfa 109
Reklam