1000Kitap Logosu
11. Peron

11. Peron

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!

Hakkında

200 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 5 sa. 40 dk.
Adı
11. Peron
Basım
Türkçe · Türkiye · Vadi Yayınları · Mart 2018 · Karton kapak · 9786055830748
Eşim Almanya'ya gidiyorum dediğinde hiç ses etmedim. Adını ilk defa duyuyordum. Yolculuk trenle üç gün sürüyor dediği o an anladım. Demek benden bu kadar uzağa gidiyordu. Eşimden bant gelmiş, bütün ev teybin başındayız. Eşim bantta 'iyisiniz inşallah' diyor bütün ev 'iyiyiz iyiyiz' diyor, 'köye kar inmiştir' diyor, herkes 'indi indi' diyor. En son anasını, babasını herkesi andı, kalanlara da hasretle selam ederim dedi. İşte o kalan bendim. Bazı aileler vardı hani, çok önemsenmezdi. Ama her bayram kapınızı çalar, az oturup giderdi. Biz işte o aileydik. 18 yıl Essen'de çalıştık ama adres sormadan bir yeri bulamıyorduk. Biz hep şehrin altını gördük, üstünü görmedik ki bilelim. O zamanlar tek firma vardı, o götürüyordu cenazemizi memlekete. Ama hafta sonu kapalıydı. Biz de ne yapalım, inşallah hafta içi ölürüz diyorduk.
Fiyatlar
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!
İdefix
idefix.com

Okurlar

Kadın
% 72.3
Erkek
% 27.7
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
9.2
10 üzerinden
83 Puan · 27 İnceleme
200 syf.
·
5 günde
bir göç hikayesi..
11. Peron; 1961 yılında Almanya’nın işçi kabulüyle birlikte hayallerle, umutlarla Anadolu’dan göç edenlerin, kendi dışında her şeyi bırakıp gidenlerin hikâyesi… Bu kendi dışında söylemi sadece fiziken gitme anlamında anlaşılması daha doğru olacaktır çünkü onlar aslında sadece fiziken gittiler ve memleketlerini bavullarının içinde taşıyarak gittiler o bavul buram buram memleket kokusuyla doludur ve gurbette onların en önemli tesellisidir, dönme umududur. Yazar bu kitapta yeni, bilinmeyen bir yolculuğu konu edinmiş olup bu bilinmeyen yolculuğun getirmiş olduğu zorlu süreçleri bizzat oraya gidip bu zorlu süreçlerden geçen göçmen işçi ve ailelerinin yaşadıklarını onların anlatımıyla desteklemektedir ve bu yeni hayatlarının fotoğraflarla desteklenmiş olması da kitabın güçlü bir diğer yönüdür. Kitap tüm bu süreçleri gidenler, kalanlar ve gittikleri yer olarak gurbet çerçevesinde ve bu göç hikâyesini, gidenlerin ve kalanların anlatımıyla, onların dilinden sade, anlaşılır bir şekilde okuyucuya sunmaktadır. Göçmenliğin her yönünü okuyucuya aktaran yazar, aslında göçmenliğin anlaşılması açısından da önemlidir ve göçmenliğin aslında ne kadar zor olduğunu, anlatıldığı kadar kolay olmadığını da anlamamıza ve bu konuda empati yapabilmemize de olanak sağladığını düşünüyorum. Genel olarak Almanya’ya olan bir göç hikâyesi olan 11. Peron, göçmen işçilerin orada yaşadıkları zorlukları, yoksulluktan dolayı çok ağır şartlara katlanmak zorunda kaldıklarını, saldırılara maruz kalmalarını, nasıl dışlandıklarını, nasıl değersizleştirildiklerini yani her yönüyle nasıl ötekileştirildiklerini anlatan: Sirkeci’den Münih’e olan hüzünlü bir yolculuk…
11. Peron
9.2/10 · 253 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
200 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Gurbet
11. Peron; 1961 yılında Almanya’nın işçi kabulüyle birlikte binbir umutla Anadolu’dan Avrupa’ya gidenlerin öyküsü… Gökhan Duman kitabında, kendilerine yeni bir dünya inşa eden ama kimi zaman bu inşa ettikleri dünyanın altında kalan erkeklerin, kadınların ve çocukların yaşadıklarını yani; ‘gurbet’i, ‘giden’i ve ‘kalan’ı anlatıyor okuyucuya… Duman’ın etkileyici bir dille kaleme aldığı eseri; döneme ait fotoğraflarla zenginleştirilerek bir belgesel niteliğini taşıyor. Hepimizin aşina olduğu göç hikâyesini, gidenlerin ve kalanların dilinden anlatan 11. Peron, okuyucuya Sirkeci treninin bir yolcusu gibi kompartımanın bir köşesine geçip, olup biteni en yakından izleme fırsatını sunuyor. Gökhan Duman, eserinde bir yandan okuyucusuna Almanya’da bir dönem çalışan işçilerimizin yaşadıklarını, İbrahim ve ailesinin gözünden anlatmakta; bir yandan da bir anlamda oraya gidip yıllarca büyük sıkıntılara maruz kalan, kimi zaman kundaklanarak alevler arasında kalan, kimi zamansa baskılara dayanamayıp intihar eden işçilerin aziz hatırasını ölümsüzleştirmek adına bir vefa örneği göstermektedir.
11. Peron
9.2/10 · 253 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
200 syf.
·
9 günde
Bu kitap Sin Edebiyat'tan hediye olarak geldi ve geldikten kısa süre içerisinde okuma fırsatım oldu. 1961 yılında bir anlaşma ile başlayan hepimizin az çok bildiği, hakkında bir şeyler duyduğu Almanya'ya işçi göçleri kitabın konusunu oluşturuyor. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra birçok vatandaşını kaybeden, sanayisi ve diğer birçok üretim kolu zarar gören Almanya, ağır sanayide, maden ocaklarında ve üretim bantlarında çalışacak büyük bir iş gücü ihtiyacındadır. Fakat ülke içerisinde bu ihtiyacı karşılayacak insan gücü yoktur. Bu sebeple, daha sonra çevresindeki başka ülkelerin de aynı şekilde iş gücü elde edeceği; başka ülkelerden işçi talebi anlaşmaları yapılır. Türkiye, Yunanistan, İtalya gibi ülkelerden ilerleyen zamanlarda 4 buçuk milyona ulaşacak göçmen işçi Almanya'ya gider. Sirkeci Münih arasında bazı zamanlar günde 2 tren kalkar. Gidenlerin çoğu ne işte çalışacağını bile bilmeden, ilk başta belirlenen 2 yıl sonra geri dönüş süresi kadar kalacaklarını düşünüyorlar. Elbette 2 yıl sonunda henüz ihtiyaç tamamlanmamış ve sanayi patronları daha fazla işçi istemektedir. İşçi göçü hızlandırılır. Ve Türk işçilerin daha çalışkan, daha güvenilir olduğunu fark eden Alman yetkililer özellikle Türk işçilerin gelmesini talep eder. Bu süreçte çok da insani olmasa da diğer ülke göçmen işçileriyle yurtlarda kalırlar. Ardından işçilerin ailelerinin de taşınmasına olanak tanıyan bir yasa çıkarılır, işçiler ailelerini de getirir. Çoğu aile, çiftlerin biri gece diğeri gündüz vardiyasında çalıştığı için doğru düzgün aynı zaman diliminde bir arada olamaz bile. Ekonomik krizin baş göstermeye başladığı 1973 yılında Alman halkının bazı kesimleri kendi işsizlikleri ve yoksullukları için göçmen işçileri suçlar. Halbuki Almanya'nın en ağır, kirli ve vatandaşların çalışmak istemediği işlerde göçmen işçiler vardı. Gençler arasında Nazi özentilerinin göçmen evleri iş yerlerini yakması insanlarda korkuya yol açar. Özellikle Türkler çok zarar görür. 1973 yılında Almanlardan daha ağır şartlarda, daha hızlı bantlarda, çok daha düşük ücretlere çalıştığı için göçmen işçiler Ford Fabrikasında grev yapar. Bu grevin ardından birçok işten çıkarma olur. Birçok fabrika işten çıkarmalarına hız verir. Krizin getirdiği sorunları yabancı işçilere yükleyen halk ve bunu kendi çıkarına kullanmak isteyen politikacılar resmi işçi alımını durdurur. Elbette işçi ihtiyacı bitmemiştir ve patronlar güvencesiz, sigortasız, yasadışı işçi alımına devam eder. Yabancı nefreti bitmemiştir ve birçok insan kendini güvende hissetmediği için memleketine geri dönmeye başlar... Kitabı özetlemeye çalıştım. Bu resmi bilgileri İbrahim'in öyküsü içerisinde anlatmış yazar. Arada gerçek hayattan gazete parçaları, röportajlar da eklenmiş. Çok etkileyici buldum ve gerçekten çok az şey biliyormuşum Almanya'ya işçi olarak gidenler yani Alamancılar ile ilgili. Çok zorluk yaşamışlar ve hep dönmek ümidi ile geçirmişler yıllarını. Özellikle ilk kuşaklar bu göçün en zor kısmını yaşamışlar. Elbette orada doğup neredeyse bir Alman gibi yaşayanlar nimetlerinden faydalanmak için daha fazla imkana sahip olmuştur. Çok güzel bir kitaptı. Konuya ilgi duyanlara tavsiye ederim. Oldukça akıcı, işlerin yoğun olduğu bir zamanda olmasaydı bir günde bile bitirebilirdim.
11. Peron
9.2/10 · 253 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
200 syf.
·
9/10 puan
Kitap öncelikle spesifik bir hikaye anlatmaktansa toplama bir hikaye anlatıyor ve günümüzde gurbetçilerin çok rahat yaşadığını düşünsek de eskiden öyle olmadığını ve insanların neler çektiğini güzel empati kurdurarak anlatıyor beğendim vakit ayırmaya değer bir kitaptı.
11. Peron
9.2/10 · 253 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
200 syf.
·
4 günde
·
10/10 puan
Pencerenin ardında
11.peron bana yer yer kendi kimlik arayışımı, yer yer babamın göçmen çocukluğunu ama en çokta bu yola çıkma cesaretini göstermiş olan dedemin hikayesini hatırlattı. Bizler şehrin üstünde doğup büyüdük ve birçok haktan yararlandık. Kitabı okuyunca sadece dedemin değil, 1 milyondan fazla Türk işçinin bize bu hayatı ve hakları sunabilmek için kendi hayatlarından ve hayallerinden nasıl vazgeçtiklerini görüyorsunuz. Bazen yerin metrelerce altında bir madende, bazen de bir fabrikada hız kesmeden çalışan bir bandın başında.. Gurbetçi kelimesine hiçbir zaman alışamamış biri olarak 1 milyon Türk'ü yola çıkaran sebepleri ve aynı şekilde burada kalmalarına veya dönmelerine sebep olan şeyleri okumak bir çok şeyi sorgulamama sebep oldu. Canımı en çok yakan ise, yabancı düşmanlığından dolayı aileleriyle birlikte yakılan veya zarar gören Satır, Bezci, Can, Arslan, Yılmaz, Ince, Öztürk, Genç aileleri ve diğerleri. Tek solukta okunabilecek kitabı özellikle bazı ön yargılardan kurtulmak için tavsiye ederim.
11. Peron
9.2/10 · 253 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.