11. Peron

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.626
Gösterim
Adı:
11. Peron
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055830748
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Vadi Yayınları
Eşim Almanya'ya gidiyorum dediğinde hiç ses etmedim. Adını ilk defa duyuyordum. Yolculuk trenle üç gün sürüyor dediği o an anladım. Demek benden bu kadar uzağa gidiyordu.
Eşimden bant gelmiş, bütün ev teybin başındayız. Eşim bantta 'iyisiniz inşallah' diyor bütün ev 'iyiyiz iyiyiz' diyor, 'köye kar inmiştir' diyor, herkes 'indi indi' diyor. En son anasını, babasını herkesi andı, kalanlara da hasretle selam ederim dedi. İşte o kalan bendim.
Bazı aileler vardı hani, çok önemsenmezdi. Ama her bayram kapınızı çalar, az oturup giderdi. Biz işte o aileydik.
18 yıl Essen'de çalıştık ama adres sormadan bir yeri bulamıyorduk. Biz hep şehrin altını gördük, üstünü görmedik ki bilelim.
O zamanlar tek firma vardı, o götürüyordu cenazemizi memlekete. Ama hafta sonu kapalıydı. Biz de ne yapalım, inşallah hafta içi ölürüz diyorduk.
200 syf.
·4 günde·10/10 puan
Kitabı bitirince bir boşlukta çivili kaldım adeta. Nasıl denir? Hayatım gözlerimin önünden film şeridi gibi gelip geçti... O Anadolu’nun bağrından kopup, yabancı damgası yiyip yerli işçiden daha çok çalışıp daha az maaş alanlardan biri de benim babamdı.
“Heim”larda 8 kişilik odalarda kalan, bayram namazlarına gitmek için kilometrelerce camii arayan, o teyiplerinde türküler dinleyen, köydeki anama, anasına, babasına mektup yazıp fotoğrafını yollayıp, “bu cansız hayalimi duvara asın” diyerek unutmamayı tenbihleyen de benim babam..
Yıllarca ağır işçi olarak çalışan, o işte belini sakatlayıp, bir günde çıkışını verip, acımayan “meister” lerine, yıllar sonra “beni harcadılar “ diye durgunlaşan da benim babam..
Arbeitsamt ( İş yardım kurumundan) yardım almayı gururuna yediremeyip kendi işini kuran onurlu babam.
Ve “Biz” o Getto! sokaklarında büyüyen, ırkçılığı her köşede hisseden, türk mahallelerinde oynayan yabancı çocuklar. Peşimize köpeklerini salan Naziler!
Okulda sayım yapılınca adımız geçtiğinde “kafalara bakın burada mı değil mi anlarız” diyen ırkçı alman öğretmenleri.. ...
Ve şimdi Almanya’da türklerin başarısı, azmi, eğitimleri ile doktor, öğretmen, avukat v.b daha nice başarılara imza atan gençlerimiz ile dolu. Ekonomiye büyük katkı sağlayan iş adamları, esnaflar.
Kısaca, bize muhtaç bir Almanya..
38 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Dedem, Almanya’ya giden ilk Türklerden. Annem 5 yaşındaymış. Bir sabah elinde bir valizle sessiz sedasız çıkmış ve gitmiş. Annem kapı arkasından sessizce ağlatarak gidişini izlemiş. Dedem iki sene boyunca gelmemiş. İki sene sonra yine bir sabah ansızın çıkıp gelmiş. Ev bayram yerine dönmüş. Dört hafta sonra bu sefer, ananemi de alıp gurbete düşmüşler. Beş evladını da ananem beş farklı akrabasına emanet etmiş. Kardeşler birbirlerini görebilmek için evden kaçarlarmış, dayak yerlermiş. Evde hizmetçi olarak kullanılmışlar. Yine bir izin de ( gurbetçilerin tatil için kullandıkları kelimedir izin) çocuklarını da alıp götürmüşler. Annem 12 dayımda 14 yaşında fabrika işçisi olarak çalışmaya başlamış. Şimdi olsa Avrupa ayaklanır çocuk işçi çalıştırmak suçtur diye. Ama en kötü şartlarda kendi işlerinde çalıştırmayı ihmal etmemişler. 1984 yılında Annem hariç tüm ailesi Trabzon’a kesin dönüş yapmışlar. Annem, babam ve Biz 5 kardeş Almanya’da kalmaya devam etmişiz. Neler gördük neler geçirdik. Türk düşmanlığından dolayı ailemiz param parça oldu. 6 kardeşiz. Üçümüz akrabalarımızın yanına Trabzon’a gönderildik. Bir umut işte kesin dönüş yapmak için. Üç kardeşimiz de anne babamızın yanında kaldı. Annem yatağına üç yastık daha koyarmış. Biri Sinem, biri Emre diğeri de Serhat olurmuş. Göz yaşlarını akıtırmış o yastığa. Tam 7 sene böyle geçer. 7 koca sene biz de evlat olarak ayrı ayrı göz yaşı döktük. Karanlıkta annemin babamın silüeti belirirdi. Göz yaşlarım sel olurdu. Ah Gurbet! Ah Almanya! Ne ocaklar yaktın ne ocaklar yıktın.
Almanya da ki Türklerin nam-ı diğer Almancıları bir nebze anlamak için okuyun ve okutun. Az bile yazılmış. O emekçi vatandaşlarımızın nasıl kazandıklarını, kazandıklarını kendileri harcamadan nasıl ailelerine gönderdiklerini, akraba taalukatı gözüyle nasıl yolunacak kaz gözüyle görüldüklerine hiç değinilmemiş bile. Ben doğma büyüme Almanya’dayım. Evlendim Türkiye’ye yerleştim. Ama ta ki kendi çocuklarım olana kadar aitlik duygum hiç olmadı. Bu kitap 60 yıldır göz ardı edilen gerçekleri yansıtıyor. Bu kitap bir tarihi anlatıyor. Gökhan Dumanın yüreğine sağlık. Yolun açık olsun
200 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Gökhan Duman'ın ''11. Peron'' kitabı 18 yıl Almanya'nın Essen şehrinde yaşamış bir Gurbetçinin hikayesini anlatıyor. Bende bir Gurbetçi çocuğu olarak kitap da kendimi buldum...Yaşadıklarımı anlatsam 'vay be' dersiniz...Ama bir gün kitabımda yer vereceğim...Gökhan Duman'ın bir röportaj linkini paylaştım ve aşağıda kitabından alıntı:

En çok ağlatan…

“O zaman tek firma vardı, o götürüyordu cenazemizi memlekete. Ama hafta sonu kapalıydı. Biz de ne yapalım, inşallah hafta içi ölürüz diyorduk.”

En çok güldüren…

“Eşime ben İsveç’e gidiyorum dedim. O da bana çok geç kalma dedi. Bazen civar köylere oduna giderdik, yine öyle sanmış, ne bilsin garibim.”

En çok şaşırtan…

“Düğünden 1 ay sonra gittim gurbete. Ama hasretlik zor geldi, bıraktım. Öyle erken döndüm ki eşime yazdığım mektup bile benden sonra geldi.”

Araf’ta bir hayatı anlatan en dokunaklı cümle…

“İki ülkede birden yaşıyorum: Sabah evden çıkarken aslında Türkiye’den çıkıyorum. Okuldayken Almanya’dayım. Ve akşam yine memlekete dönmüş oluyorum.”

http://www.gercekhayat.com.tr/...ah-hafta-ici-oluruz/
200 syf.
·11 günde·10/10 puan
Hani büyüklerimiz eskilerden bahserderken pürdikkat dinleriz, dinlerken de şaşırırız ya işte öyle bir kitap 11. Peron.1961'de Almanya ile yapılan müzakereler sonucu Türkiye'den Anavatanını bırakıp gurbet yollarına düşen,lakapları da Almancı'ya çıkan insanlarımızın neler yaşadığı anlatılmış.Röportaj tarzında alıntılar ve resimlerle kitap renkli bir hale bürünmüş.
Kitaplığıma bir dost daha ekledim, okumanızı tavsiye ederim.Hayata tutunmak için savaşmak lazım savaşı kazanmak için çalışmak.
200 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
11. PERON
BİR YANI MEMLEKET BİR YANI GURBET adlı bu eseri kaleme alan yazar Gökhan Duman'ı tebrik ediyorum çünkü eseri Almanya'ya işçi olarak giden ilk kafilelerin yaşadığı zorlukları öyle canlı işlemiş ki sanki dil bilmeden, yol bilmeden o sokaklarda ben garip kalmışım gibi hissettim. Birbirini hiç tanımayan insanlar Sirkeci - Münih treni içinde duygularını, özlemlerini, ekmeklerini paylaşarak sessiz sözlerle daha vatanlarından çıkmadan üzerlerine çöken gurbetin yükünü paylaşmaya başlıyorlar...
"Misafir işçi" olarak karşılanan gurbetçiler gün geçtikce "Auslander" (Yabancı) olarak anılmaya, özellikle Türklerin çalışkanlığı ile övünen iş verenler ve Alman Hükümeti konu haklara gelince bahaneler bulmaya başlasa da, ekonomilerinin ileri gidişine etken olan Türkleri hem ellerinde tutmaya hem de sayıları arttıkça kesin dönüşleri için teşvik verip geri dönmeleri ni sağlıyorlar...
Orada 'Yabancı' burada 'Almancı' olarak görülen, Almanya'da farklı zorluklar burada her izinde maddi anlamda soyulan, çabuk unutulan ilk gurbetçiler...

Duygulanarak okudum zira benim rahmetli babam da o ilk gidenlerdendi. Her yaşanan zorlukta onu da bunları yaşadığı bilinci ile okuduğum için çok etkilendim. Umarım yazar diğer kuşakların yaşadıklarını da yazar...
200 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Her sayfasından ayrı etkilendiğim, tüylerimi diken diken eden 11.Peron kesinlikle okunması gereken bir kitap. İnsanın içine işliyor. Hasret, özlem, yalnızlık, dışlanma gibi bir çok üzücü durumların bolca yaşandığı ve gerçekten insanı derinden etkileyen bir kitap. Diasporatürk instagram sayfasını kitabı okumadan öncede takip ediyordum fakat şimdi orada paylaşılanlara biraz daha dikkatli bakacağım. Her sayfasında her noktasında beni etkisi altına almıştır ama beni en etkileyen, hüzünlendiren ve ağlatan kısımlar; Çetin Mert’i göz göre göre ölüme sürüklemeleri, Semra Ertan’ın dışlanmalar karşısında kendini yakması, haftasonu firmanın kapalı olmasından dolayı insanların haftaiçi ölmeyi dilemesi ve İbrahim-Zeliha çiftinin geri dönüşüdür.. Uzun süre etkisinden çıkabileceğimi düşünmüyorum. Kütüphanemin en özel kısmında yerini aldı ve zaman zaman tekrar okunmayı bekliyor.
200 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
instagram'dan takip ettiğim diasporatürk isimli hesabın duyurduğu ve sosyal medya hesaplarımın dikkatli bir takipçisi olan eşim tarafından bana hediye edilmiş bir solukta okuduğum `Gökhan Duman`'a ait vadi yayınlarından çıkmış kitaptır.

Bir yandan ufak bir öyküyü yürütürken bir yandan da kolayca bulamayacağınız bir belgesel sunuyor size. Kitap zaten bir solukta okunduğundan sanki tadı ve acısı damakta kalan bir belgesel izlemiş gibi oluyorsunuz. Görseli bol bir alan olduğundan bir çalışmayla güzel bir belgesele dönüştürülebileceğini düşünüyorum.

Eleştireceğim tek nokta, kaçak işçiler sürecini biraz kenardan takip etmiş olması, genelde anlatılan resmi bir şekilde almanya'ya giden kişiler. Ona dair tavsiye kitap olarak `Günter Walraff`'tan `en alttakiler` tavsiye edilir.
200 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Kitap, Türkiye'den Almanya'ya giden konuk işçileri, onların Almanya'da nasıl karşılandığını, nasıl zorluklar yaşadığını, nasıl zorbalıklara maruz kaldığı anlatıyor. Ve bitmek bilmeyen vatana kavuşma ümidini..
Kitabı okurken Almanların Türklere davranışını bizim Suriyelilere karşı tavır ve düşüncelerimizle aynı gördüm. İnsanı ayrıştırmak yerin dibinde de göğün üstünde de olsanız aynı davranış ve iki yerde de aşağılık yapıyor sizi bu davranış şekli..
Kitap hakkında bir çok şey söylemekle ne diyeceğimi bilememek arasında kaldım. Bir çok kez gözlerim doldu dayanamadım. Gidip İbrahim'e, Semra'ya, özlemden kavrulan Zeliha'ya dokunmak onlara yardım etmek istedim. Annesini tanımayan o küçük kızı kucağıma alıp okşamak istedim. Küçük şeyler uğruna ne büyük şeyler kaybettik yazık. Burnumun direği sızım sızım sızlıyor..
Kitap bu yönüyle güzeldi ancak ben inceleme altında okuduğum için yazarı tarihleri çok karışık verdiği konusunda eleştirmek istiyorum. Kronolojik sıraya uyulsa çok daha iyi olurdu. Bir yerde gelecekten bahsedip birden geçmişe dönmek veyahut geçmişten bahsederken birden kendini gelecekte bulmak kitabın okunması açısından beni en çok zorlayan şeydi diyebilirim.
200 syf.
·2 günde
1961’de Almanya ile yapılan müzakereler sonucu Türkiye’den Anavatanını bırakıp gurbet yollarına düşen,lakaplarıda Almancı’ya çıkan insanlarımızın neler yaşadığı anlatılmış.Röportaj tarzında alıntılar ve resimlerle kitap renkli bir hale bürünmüş. Kitaplığıma bir dost daha ekledim. Hayata tutunmak için savaşmak lazım , savaşı kazanmak için çalışmak !
200 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Şu an için her şey çok güzel kitapta. Görseller ise ayrı bir duygu katmış. Gurbetçi çocuğu olarak duygulu bir şekilde okuyorum. Devamında yazacağım bitirince.
200 syf.
·16 günde·Beğendi·Puan vermedi
Göçmenliği -esasında Almancılığı- hem gerçek belgelerle, hem siyasi yönüyle hem de kişisel anekdotlarla anlatıldığı etkileyici bir kitap olmuş.

Kişisel olarak bu mevzulara merakım olmadığı için, kendi adıma çokça da bilgilendirici oldu. Almanya’nın son dönem tarihimizde nasıl bir yere sahip olduğunu net bir şekilde görmemi sağladı.

Kısacası kitabı her açıdan çok başarılı buldum. Herkese tavsiye ederim.
2 syf.
·Beğendi·10/10 puan
"18 Yıl Essen'de çalıştık ama adres sormadan bir yeri bulamıyorduk. Biz hep şehrin altını gördük, üstünü göremedik ki bilelim."

Gökhan Duman'ın yazdığı "11.Peron bir yanı memleket bir yanı gurbet" adlı kitabıma kavuştuğum için çok mutluyum.
Kitabın başlığından anlaşıldığı gibi Türkiye'den Almanya'ya "Konuk işçi" olarak gelen ilk türk kuşağın yaşadığı hayat hikayelerini içeren bir kitaptır. Almanya'nın Essen şehrinde büyüyen 3. kuşak Türk kökenli bir genç olarak dedelerimizden babalarımızdan amcalarımızdan yengelerimizden kendilerinin yaşadığı zorlukları heyecanla her fırsatta dinlemiş olsak da bu kitabın önemi bir başkadır ve herkesin okumasını tavsiye ederim. Güzel bir çalışma olmuş. Gökhan Duman beye, Diaspora Türk ailesine ve vadi yayınevine böylesi anlamlı bir çalışmaya imza attıkları için tebrik ve teşekkür eder başarılı çalışmaların devamını dilerim.
"Ne için yaşıyorum?
Her gün sorarım kendime, ben ne için, kim için yaşıyorum?
Sevdiğim yok. Geleceğim yok. İşim yok.
Yarınım yok. Ben ne için yaşıyorum?
Yoklar için mi?"
Almanların Türk çocuklarına koydukları isimlerden biri. Ellerinde bavullarla ülkeden ülkeye savrulmalarının hakkını veriyor bu isim: "Bavul çocukları"
Gökhan Duman
Sayfa 203 - Diaspora Sözlüğü
Türk işçiler için Münih Tren İstasyonu'nun 11 numaralı peronunda yeni bir hayat başlıyor.
Daha önce bildikleri, görüp özendikleri ya da hayal edebildikleri bir hayat değil bu.
"Birgün nasıl olduysa TRT'yi denk getirdik. Bir daha bulamayız diye radyonun düğmesini tutkalla yapıştırdık. Sonra da o çaldı biz ağladık."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
11. Peron
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055830748
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Vadi Yayınları
Eşim Almanya'ya gidiyorum dediğinde hiç ses etmedim. Adını ilk defa duyuyordum. Yolculuk trenle üç gün sürüyor dediği o an anladım. Demek benden bu kadar uzağa gidiyordu.
Eşimden bant gelmiş, bütün ev teybin başındayız. Eşim bantta 'iyisiniz inşallah' diyor bütün ev 'iyiyiz iyiyiz' diyor, 'köye kar inmiştir' diyor, herkes 'indi indi' diyor. En son anasını, babasını herkesi andı, kalanlara da hasretle selam ederim dedi. İşte o kalan bendim.
Bazı aileler vardı hani, çok önemsenmezdi. Ama her bayram kapınızı çalar, az oturup giderdi. Biz işte o aileydik.
18 yıl Essen'de çalıştık ama adres sormadan bir yeri bulamıyorduk. Biz hep şehrin altını gördük, üstünü görmedik ki bilelim.
O zamanlar tek firma vardı, o götürüyordu cenazemizi memlekete. Ama hafta sonu kapalıydı. Biz de ne yapalım, inşallah hafta içi ölürüz diyorduk.

Kitabı okuyanlar 133 okur

  • Seda / صدا
  • fatma
  • Gül
  • HKE
  • Ganime
  • Zeynep Sude
  • Bünyamin Krgz
  • Zehra Kırış
  • E.D
  • Ebru Yılmaz

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%60.9 (28)
9
%15.2 (7)
8
%19.6 (9)
7
%4.3 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0