Omer Karakose

Annelik, çocuğunu hayata hazırlamak değildir. Onun hayata hazır olmasını sağlamaktır.
Sayfa 39
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Demek ki Allah, ancak, bize karşı beslediği sevgi, muhabbet, rahmet, acıma ve şefkatten dolayı, bize Kendisi hakkında haber verdiği Vahiyle bilinebilir; yani Kendisini anlatabilmemiz, O'nun bize indirdiği Vahyin çizdiği sınırlarla ancak O'nu bilebilmemizle mümkündür. O'nu kalbimizde, gönlümüzde, hayâlimizde ve yönelimlerimizde, bakışlarımızın ve ilgilerimizin konusu yaparız; öyle olur ki sanki O'nu görürüz. Daha ilerisini söyleyelim, sanki O'nu kendimizde görürüz; çünkü biz, O'nu kendi görüşümüzle değil, O'nun Kendisini tanıtmasıyla bildik. Böyle olmakla birlikte, gene de bizden bazıları O'nu görür, fakat O'nu bilmez. Allah, Kendinden başkasına muhtaç değildir. Aynı şekilde Allah, yaratılmışlarda, Kendinden başkasını sevmez. Demek ki, her aşığın, sevenin gözü içinde, her sevgide, her sevgilide O zâhir olmaktadır. Varoluş içinde sadece tek bir Seven vardır; dolayısıyla âlem hem sevendir, hem sevilen. Bütün bunlar hep O'na döner. O'ndan başkasına ibadet edilmeyeceği gibi, ibadet eden kişi de, ancak kendisindeki ulûhiyyeti tahayyüle ibadette bulunur. Eğer o ulûhiyyet olmasaydı, kul asla Tanrı'ya ibadet etmezdi. Allah bu konuyu şu ayetle çok açıkça bildirmiştir: "Rabbiniz sadece kendisine tapmanızı emretti..." (Kur'an, 17/23)
Sayfa 38
Allah, ilgileri belirttikten, sebepleri ve varlıkların sevgiye yönelmelerini sağlayacak ilgileri saptadıktan sonra şöyle buyurmaktadır: "O'na benzer hiçbir şey yoktur." (Kur'an, 42/11). Böylece, Allah sevgi için gerekli sebepleri saptamıştır; ama akıl bunları kendine özgü delilleriyle inkâr eder. İşte şu hadisin anlamı da budur: "Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim, istedim; yaratılmışları yarattım ve onlara Kendimi tanıttım. Böylece onlar Beni tanıdılar."
Sayfa 38
Aslında insanın sevgilisi Hakk Teala olursa, ya da bir insan, bir kadın ya da bir çocuk olursa bil ki; ancak o zaman sevgi, aşığı sevgi denizinde boğar. Bu saydıklarımın dışındakilerin sevgileri, insanı sevgi deryasında boğamaz.
Sayfa 36
İşte sevgide bulunan en lezzetli, en zevkli, en tatlı şey budur. Bunun biraz altında, aşk sevgisi, sevginin sevgisi vardır. Bu, insanın sevdiğini unutacak derecede aşkla meşgul olmasıdır. Leyla, Kays'ın (Mecnun'un) yanına gelir. Kays o sırada "Leyla! Leyla!" diye inlemektedir. O sırada bir buz parçası alır ve onu kor gibi yanan yüreğinin üstüne koyar; o buz parçası yüreğinin yangınını dindirir. O bu haldeyken, Leyla ona selam vererek "İşte ben geldim! Ben Leyla'yım. İstediğin, arzu ettiğinim. Ben senin sevgilinim. Ben senin gözünü, gönlünü sevindirecek olanım. Ben Leyla'yım." der. Kays ona bakar ve ona, "Gözümün önünden çekil git! Çünkü senin aşkın beni öylesine meşgul etti ki sonunda seni unuttum" der. Bu duygu aşkta hissedilebilecek en tatlı ve en ince duygudur. Fakat bu duygu tat bakımından, daha önce belirttiğimiz duygudan daha aşağıdadır.
Sayfa 34