Yu Hua’nın Yaşamak romanı, insanın sadece nefes alıyor olmasının başlı başına bir eylem ve zafer olduğunu savunan sarsıcı bir eser. Varlıklı biriyken her şeyini kaybeden Fugui’nin, Çin’in en çalkantılı dönemlerinde verdiği yaşam mücadelesini konu alan kitap, dramın en saf halini sunuyor. Yazar, Fugui’nin elinden her şeyi; ailesini, servetini ve gençliğini alırken ona sadece "yaşama" içgüdüsünü bırakıyor. Ancak bu durum bir yenilgi değil, insanın doğasındaki o kırılmaz direncin bir yansıması olarak işleniyor.
Okunur mu? Kesinlikle evet. Özellikle edebi derinliği olan, insan psikolojisinin sınırlarını zorlayan ve tarihsel arka planı güçlü eserleri seviyorsan bu kitap bir başyapıttır. Yu Hua’nın süssüz ve doğrudan anlatımı, duyguların okuyucuya en çıplak haliyle geçmesini sağlıyor.
Tavsiye: Eğer şu sıralar ruhsal olarak çok hassas bir dönemdeysen, kitabın yoğun trajik yapısı seni biraz yorabilir. Ancak "İnsan en fazla ne kadar dayanabilir?" sorusuna edebi bir yanıt arıyorsan, kütüphanende mutlaka bulunmalı. Bir oturuşta okunacak kadar akıcı ama etkisi günlerce sürecek kadar ağırdır.
Martı Jonathan, bir hikâye olmaktan çok, çölde susuz kalmış ruhlara bir matara sudur. Normal martılar gibi sahilde ciyaklamak veya balık yemleri için savaşmak istemeyen, sıradan bir martı olmayı