Belki zaman içinde birine -mutlaka çok sevdiği biri olmalı- söylemeye cesaret etmiş, belli ki daha fazla tutamamış içindekileri, gönlü taşmış, kendini uzun uzun anlatmış ve sonra karşısındakine bakıp hiçbir şey değişmediğini, onun küçücük bir merhametini bile celp edemediğini görünce, yaşadığı büyük hayal kırıklığının da etkisiyle bir daha kimseye bir şey anlatmaya gerek duymamış gibiydi.
Üzeri karalandıkça karalanmış, çözülemeyince bir kenara fırlatılmış bulmaca gibi.
Her zaman öyle olmaz mı? Kendini kaptırır insan. Yol kenarına dizilip alkış tutanlar için koştuğunu anlamaz ve artık hedefe varmaktan çok yolda olmayı sever. Öte yandan hayat insan için mücadelelerden ibaret. Bunu sever, bunu ister insan. Aslında her şey biraz da böyle berbat olur.