Konudan konuya atlamak denilince de ben (:
Misafir-Sin I (İşaret V) Sindirimi biraz zorlayıcı ve zaman alıcı olduğundan biraz ara vermiştim. Çok lezzetli bilgileri var, yemek için sabırsızlık yaratsa da sadece okuyup geçmek için okumak istemiyorum: Açgözlülüğün de bir sınırı olmalı. (: Açtığım arayı kapatmanın vakti geldi. Bu sefer nasıl bir farkındalık katacak? Bir sonraki kitapta neler olabileceğini artık tahmin bile edemiyorum. Çünkü kaldığım yerde yükseklik korkum dahi oluşmaya başlamıştı: Yetişememiştim. Ve öğrendiklerimin zorlayıcı tarafıyla da yüzleşmiştim. Gerçekten bazı şeyleri kaldırmak çok zordu: Sadece bilmekle yetinebiliyorsanız size zor gelmez. Ama kendinize ve yaşamınıza katma prensibiniz varsa zorlayıcı yanı orada çünkü her şeyi paramparça edip darmadağın hâle getirdi. Bir yandan eskisinden daha iyi bir oluşum yapmak için fırsatken öbür yandan hiçlik ve kaybolmuşluk hissi de veriyor. Ya da kafayı yiyebilecek hissi. Çünkü kaldırmanın zorluğu burası. Sakinlikle, yavaş yavaş, sağlam ve bir şeylerden eminlik sağlayarak gidilmesi lazım. Bu mesela altyapısı olmayan ya da altyapı oluşturmamış insanların dördüncü gözü açılmadan önce üçüncünün açılması gibi: Zihni ya da yüreği pislik içindeyse gözü ne görür sizce? Veya çocuk kadar saf olmadan bir şekilde açarsa nereyi görecek? Kılavuzunu okumadan kullanmaya çalışması yanlış düğmeyle basmasıyla başına ne açabilir? Veya bazı çocuklar da köprü görevi görebilirken siz bilmeden onları nasıl yönlendireceksiniz? Korkmamalarını ya da anormal olmadığını nasıl sağlayacaksınız? Kaçık, büyücü, içine cin girdi muamelesi yapıp üç buçuk atmanızla birlikte ona da üç buçuk attırmanız en olası. Günümüzdeki çoğu çocuk, yetişkinlerden daha yüksek idrakli ama doğru düzgün yönlendirilme sağlanmıyor ve o yüksek enerjiler akmadığı için depresyona ya da başka şeylere meyilleniyor. Nasıl
1000Kitap
Evlilik
İki ayrı dünyadan birleşen eller, Sevgiyle örülsün ömürlük yollar. Sabırla açılır tüm kilitli diller, Saygıdan beslenir huzurlu dallar. Bir elmanın yarısıdır eş dediğin, Yükü paylaşınca hafifler hayat. Emektir, özenle her an ektiğin, Birlikte aşılır en zorlu kat. Zamanla sınanır verilen sözler, Anlayış, en güzel ilacı olur. Sevgiyle bakınca gülümser gözler, Karanlık günlerde ışığı bulur. Evlilik bir okul, öğrenmek gerek, Fedakârlık ile güçlenir temel. Aynı ritmi vurur çarpan tek yürek, Dünyaya örnektir, erdemli bir el...🤍 ©EMİRHAN ARSLAN
Hayata Dair
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Hayalini kurduğum bir pazar günündeyim, okul bitmiş, kahvaltı yapılmış, bir fincan çayını almışsın ve sakinlikte oturuyorsun. Lakin gerçekler hiçbir zaman hayallerdeki gibi olmuyormuş, bunu bir kez daha yüzüme çarpa çarpa hatırlatan hayat, sana da teşekkürler.
Hayata Dair
Selammm:) sizden öneri istemeye geldim
Arkadaşlar selammm malum okul kapandı, yaz sıcağını iliklerimize kadar hissediyoruz. Bana önerebileceğiniz romantik kitaplar var mıı. Mümkünse smut vıcık vıcık olmasın ve sağlıklı ilikşi olsun:) çocukluktan aşka olursa da tadından yenmez. Yerli, yabancı hiç fark etmez. Önerilerinizi bekliyorum:)
Koca bir okul yılını bitirdik. Bebeklerimin karneleri güzel 💋 ben de bi kutlama yapayım bugün 🥳 kadın kadına gezmeceler. Canlı müzikler falan. Ne yapalım seviyoruz kutlamaları 🌝
İTHAF Bu Novella; karne parası, odun ve kömür parası için utandırılan; M.E.B. onaylı ders kitapları okul çantasındayken "yardımcı kaynak" kılıfıyla sunulan o derginin ücretini ödeyemediği için velisi ile öğretmeni arasında ezilen, utancından sıranın altına giren dünün talebelerine; Masasının başköşesinden eksik etmediği bir metrelik cetveli asıl amacının dışında kullanan sözde öğretmenlere; minicik yüreklerin aynasına salya saçarak bağıranlara; o küçücük parmak uçlarını birleştirip titreyerek uzatanlara, uçlarına kâh cetvelle kâh sopayla at nalı çakarcasına vuran "öğretmeyenlere"; Elin çocuklarına bak, el gün ne der, adam ol!" denilerek her fırsatta azarlanan; "Acaba kızarlar mı?" kaygısıyla acıktığını, susadığını dahi söyleyemeyen o çekingen kalplere; Ve rengârenk bisikletlere, bisikletçi dükkânlarının önünde sarı sıcağın altında saatlerce bakan, onlara dokunmaya bile korkan çocukluğunun elinin bırakamayanlara; Bugün Nöropsikiyatrik sendromların sancılarını çeken, nasıl düşüneceği öğretilen dünün ve bugünün tüm çocuklarına atfen... Ucu kör ve kırık bir kurşun kalemle yazılmıştır. Can Bayındır; çocukluğun kuytu köşelerinde saklı kalan travmaların, yetişkinlik hayatındaki Nöropsikiyatrik izdüşümlerini takip ediyor. Toplumun ve eğitim sisteminin “adam etme” adı altında bıraktığı kalıcı izleri, sarsıcı bir dürüstlükle ele alan yazar; susturulmuş bir neslin kolektif hafızasını kayıt altına alıyor. Bu eserinde, geçmişin bugünü nasıl yönettiğini sorgularken; okuru, kendi çocukluk yaralarıyla cesur bir hesaplaşmaya sürüklüyor.