Şunun bir de okul versiyonu var mıdır acaba?
İşiniz stresli miydi? Artık çözüm basitti, kovulursanız stres falan kalmıyordu!
... Atatürk sofraya oturduğu zaman önce herkese ilgi gösterirdi. Şimdiki tabirle "dokunurdu". Mesela "Mehmet Bey" derdi, "Siz biliyorum buraya arkadaşlarınızla geldiniz, bekâr olarak bir yer buldunuz, ama ailenizi getirme niyetiniz olduğunu da duydum. Ne zaman getiriyorsunuz? Onlara kalacak bir yer buldunuz mu? Konuşma böyle başlayınca, gergin ve "Ben burada ne yapacağım, sınavdan mı geçirileceğim" diyen insanlar Atatürk'ün özel dertleri ile ilgilendiğini hissedince rahatlardı. Sonra Atatürk başkasına dönerdi, "Çocuklarına okul buldun mu" veya "Anneniz rahatsızdı, hangi hastaneye yatırdınız? Doktor lazım mı?" Herkesle konuşacak özel bir konu bulurdu. Atatürk için en önemli konu ailelerinin Ankara'ya yerleşmesiydi. Yani Ankara geçici bir heves değil, Ankara Cumhuriyet'in başkenti kalacak. Sonra konuşmalara geçilirdi...
Sayfa 71·Kitabı okuyor
Tarih
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
On yedi yaş herhalde: Fikret'in -okul kitabınızdaki- mısralarından çok etkilenirdin: "Sokaklarda seylabeler ağlaşır/ Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır"... Yetmişine merdiven atmışken de ufuk yaklaşıyor mu? Ufuk daraldıkça daralıyor.
Sayfa 168·Kitabı okudu
“ Başarısızlık, öbür dünyaya olan susuzluğunu artıracaktır. Kafa ise bu dünyada başarıyı sağlayacaktır. Kurnaz olmak, hesapçı olmak, manipülatif olmak seni başarıya taşır. Bu yüzden her okul, her kolej, her üniversite sana nasıl daha çok ‘kafalı’, nasıl daha ‘akıllı’ olacağını öğretiyor. Kafası dolu olanlar altın madalyalar alıyorlar, başarılı oluyorlar ve böylece bu dünyanın kapılarını açacak anahtarlara sahip oluyorlar. Kalbi olan bir kişinin bu dünyada başarısız olması daha muhtemeldir, çünkü başkalarını sömüremez. Karşı konulmaz sevgisi onun bir sömürücü, cimri ya da kazanç peşinde olmasını engeller. Bunun yerine bu sevgi onu başkalarından bir şeyler kapmak yerine özgürce paylaşmaya ve sahip olduklarını vermeye yönlendirir. Böyle bir kişi hakikate o kadar bağlıdır ki seni asla aldatamaz. Samimi, dürüst ve gerçektir. Ne var ki yalnızca kurnazların başarılı olabildiği bir dünyada, kalbi olan kişi yabancı kalmaktadır. “
Soğuk okul binasının, “Artık buraya ait değilsin,” diyerek yetişkin olan kendisini reddettiğini hissediyordu.
Alıntı
İnsannnnn(!)....
Ha ha! Deli gibi gülüyordum. Onlara gülmüyordum aslında. Toplumlarına gülüyordum; her yerde şüphe, bencillik ve acımasızlık vardı. Dürüstlük, eli açıklık, doğruluktan eser yoktu! Öğrenciler okul müdürünü anatomi dersinde kesmeye çalışmışlardı. Müdür, kendisinin müdür olduğunu söyleyecek cesaretten yoksundu… Karanlık, karanlık, yüzde yüz karanlık! Onların hayatlarını kurtardığıma farkında değiller miydi? Kapkaranlık bir toplumda kim kimi kurtarır ki?
Sayfa 119·Kitabı okuyor
Alıntı