Annemin buyurgan bir sesle bağırması ta içerden duyuluyordu:
— Ömrünün sonuna kadar banyoda mı kalacaksın?.. Bak ama, okula gitmen gerek!.. Okula gitmek için çoktan hazırlanmış olmalıydın!.. Saat neredeyse sekiz oldu! Okula gideceğini unutma!.. Okul!.. OKUL!.. OKULL
Bak ama, okula gitmen gerek!.. Okula gitmek için çoktan hazırlanmış olmalıydın!.. Saat neredeyse sekiz oldu! Okula gideceğini unutma!.. Okul!.. OKUL!.. OKULL
Aman Allahım, tek bir sözcük, öylesine güzel bir sabahı nasıl da mahvedebiliyordu! Okulun canı cehenneme! Tahta bir sırada oturup bütün ömrünü matematik, din, coğrafya dersi dinlemekle geçirmek budalalıktı... Yo, hayır, coğrafya öyle değil. Her şeyin adını, ırmakların, ülkelerin adlarını bilmek güzel şeydi. Karnemi verdiklerinde içindeki yorum hep aynı oluyordu: "Coğrafya, tembellere ve serserilere özgü bir ders..."
Okul!..
Ne zaman sona erecekti bu dert?
"Uyanın ve okullarımızın gerçek yüzünü görün: Okullar, genç zihinlerin kullanıldığı birer deney laboratuvarı, şirket toplumunun istediği alışkanlık ve tutumları isteyen birer merkez... Okullar çocukları şirket elemanı ve tüketeci olmak üzere yetiştiriyor"
(John Taylor Gatto)