Marlo Morgan’ın bu kitabı, Amerikalı bir kadının Avustralya’da yaşadığı ruhsal bir yolculuğu anlatıyor.
Bir Aborjin kabilesiyle birlikte çölü yürüyerek geçiyor.
Kitabın gerçek olup olmadığı çok tartışılıyor kimine göre tamamen kurgu, kimine göre birebir yaşanmış bir hikaye.
Ama ben bunu bir kenara bırakıp, bana hissettirdikleriyle bakmak istedim.
Kitap, insanın bastırdığı duygularla yüzleşmesini, doğadan aldığı ilhamla kendini yeniden bulmasını çok güzel anlatıyor.
‘Yürüme felsefesi’ dediğimiz şey burada aslında bir içsel keşif ( bu temayı çok severim).
Biz bu hayatta hep bir şey biriktirmek, hep bir yerlere yetişmek için çabalıyoruz.
Ama bu hikaye, bize anı yaşamanın, doğayla bir olmanın önemini hatırlatıyor.
Aborjinlerin bakışına göre biz, şehir insanları, ‘mutant’ız.
Çünkü insanları diline, ırkına, sınıfına göre ayırıyoruz.
Oysa insan tektir.
Acılarımız, sevinçlerimiz ortaktır.
Güneş her gün yeniden doğuyorsa, doğa bize rızkımızı veriyorsa,
bizim de yeni bir güne şükürle, sevgiyle ve öğrenmeye açık olarak başlamamız gerekiyor.
Bu kitabı kulübümüzle birlikte okuduk, hatta öneren bendim.
Herkes çok sevdi.
Ben de çok hızlı bitirdim.
Ruhsal olarak gerçekten iyi gelen, hayatı farklı bir yerden görmemi sağlayan bir kitap oldu.
Bazı yıllar yeniden okumak istediğim türden bir hikaye.
Kesinlikle favorilerime girdi.