Mevzubahis Sabahattin Ali olunca istemsizce her dizenin altını çiziyorsunuz, tekrar tekrar okuyorsunuz. Öyle büyük şair ki herkes bir şiirini alıp şarkı yapmış...
Normal bir polisiye romandan beklentiniz nedir ? Size katili deli gibi merak ettirsin, ipucularla bulmaya çalıştırsın ve roman aksın gitsin...
Bu kitapta açıkçası katil benim için arka plandaydı. Asıl merak uyandıran gelişen olaylar, acaba bir sonraki sayfada hangi sistem eleştirisi, hayatın hangi gerçeği yüzümüze çarpacak, halkın hangi kesminden gelen karakterin hayatını okuyup acısına ortak olacağımız duygusuydu. Evet benim için yarı polisiye bir romandı bu çünkü içinde;
-6-7 eylül olayları ve doğurduğu acı sonuçlar, hayatlar
-istanbulun göbeği tarlabaşının harabe binaları, tükenmiş hayatları
-bitmek bilmeyen rant kavgaları
-zamanında istanbuldan göç etmek zorunda kalan rum, ermeni, bulgarlar ve gidişleriyle renksizleşen bir şehir
-kitap 2013'te yazılmasına rağmen gezi direnişine karşı bu kadar net görüş ve düşünceler
-Romanlar, kabadayılar, hayat kadınları, sokak çocukları, argo küfür, sokak ağzı....
Bu kitapta toplum ve kanayan bitmek bilmeyen yaraları daha ağır basıyor anlayacağınız.
Bir yılbaşı gecesi Tarlabaşında Kara Nizamın sağ kolu Enginin öldürülmesiyle başlıyor olaylar, gerisi tabiki spoilera girer. Onlarca farklı kimlikteki hayata dokunmak isterseniz okumanızı tavsiye ederim.
Kitabı bu kadar popüler ve farklı yapan şeyin konusunun ilgi çekiciliği olduğunu düşünüyorum. "Hayatı tersten yaşamak." Konuyla alakalı yüzlerce sayfa roman bile yazılabilir bana kalırsa, özellikle de Benjaminim duygu-durumu incelenebilir. Ben de birçoğu gibi önce filmi izleyip kitabı da 'aradan çıkarmış' oldum. Kitap sade anlaşılır ve akıcı ilerliyor birkaç saatte bitirebilir, küçük çocuklara da rahatlıkla okutabilirsiniz.
Kitaba başlarken bir cinayet romanı olacağını düşünüp , bir şeyler çözmeye hazırlıyorsunuz kendinizi ama sayfalar ilerledikçe bambaşka bir hikayenin içine giriyorsunuz. Podima, İstanbul, Moskava, Minsk derken kurgu mu gerçek mi karıştırdığınız , aşkın bir mutluluk mu yoksa acı mı olduğunu içinizde tartıştığınız bir eserle karşılaşacaksınız. Kitaba 10 Puan vermemin asıl nedeni ise son sayfaları ve hikayenin beklenmeyen gerçek yüzü oldu. Daha fazla uzatırsam spoiler vermekten korkuyorum , sadece okuyun demekle yetineceğim...
"Hepsini yak her şeyi yak. Ateş parlaktır ve ateş temizdir." (spoiler)
Bu cümleden yola çıkarak;
itfaiyecilerin söndürmeyip kitap yaktığı,
yavaş araba sürenlerin ceza aldığı,
dışarda yürüyüş yapanların tuhaf görüldüğü,
insanları düşünceye sevkeden felsefe sosyoloji gibi derslerin kaldırıldığı,
cenazeler mutsuzluk veriyor diye ölülerin taşınıp büyük fırınlarda yakıldığı,
herkes birbirine benzemeli eşit olmalı (nerdeyse tekdüze) böylece kimse kimseyi kıskanmaz ve mutlu yaşar düşüncesinin hakim olduğu,
insanların robotlaştırılıp ekranlarla (tv) ayakta uyutulduğu ve düşünme duyusunun bitirildiği 1950'lerden geleceği tahminle yazılmış distopik bir dünya düşünün. Kahramanımız Montag ise tesadüfen karşılaştığı bir kızdan sonra bir uyanış içine giriyor ardından olaylar gelişiyor...