İnsana en büyük zararı aslında en yakınlarının verdiğini, bu zararlarla mutluluk ne anlamadan yitip biten hayatları anlatan roman.
Kitap Halide ve Derviş Ali'nin ağzından anlatılarak ilerliyor. Halide'nin babasının evi terk etmesiyle başlayan annesinin ağır depresyonu sonucu, çocuklarını bile gözü görmeyip sevgisizlikle onların hayatını nasıl bitirdiğini, bu sevgisizliğin sancılarının yıllar sonra bile geçmeyişini, Derviş Ali'nin yaparken kendinden geçercesine aşkla yoğrulmuş yeteneğini ve Handan'a olan aşkını çok güzel bir şekilde ve merak uyandırarak işliyor yazar. Sonda artık ikisinin yolları kesişerek huzura kavuşmalarıyla tadında bir veda oluyor ya da onlar için yeni bir başlangıcın kapısı aralanıyordur belki.
Romanda bazen kim gerçekten iyi kim gerçekten kötü ayırt edemiyorsunuz. Bunu en çok kardeşler Canfeda Konağı'nda toplandığında yüzleşmeleriyle görüyoruz. Sanırım her iyinin içinde kötülük, her kötünün içinde iyilik olduğuna dikkat çekiyor aslında yazar. Haksızlığın birçok şeklini de maalesef ki görüyoruz romanda. Halide, kardeşleri, Derviş Ali, savunma, izahat fırsatı bile verilmeden, zaten çoktan verilmiş hükümlerle bolca haksızlığa uğruyorlar.
Aslında her şey yitip gidiyor. Yaşanılan kavgaların, hırsların, mutsuzlukların hepsi anlamını yitiriyor. Keşke bunun idrakında olsak, olumsuzları bir kenara atıp "an"ın değerini bilip yaşasak. Gülse Birsel'in de dediği gibi "Hayat kısa, bir tek güldüklerimiz yanımıza kar kalacak."
İyi okumalar.