Aşk mı yanılgı mı? Yoksa aşkın kendisi mi bir yanılgı? Aşk bir hastalıktır cemiyet-i 1K, hem de sinsi bir hastalık. Öyle ki, hastalığa yakalandığını anlarsın ama iyileşmek istemezsin, hasta olmak hoşuna gider ve bu hastalık bir gün mutlaka sona erer. Asıl ağrıyı ise hastalık sona erince çekmeye başlarsın ama bazılarımız öyle bir mazoşisttir ki o acıyı çekmekten de hoşlanır. Aşık insanın bütün duyuları farklı bir sistemde çalışmaya başlar. Gördüğünü duyduğunu kendi istediği gibi yorumlar. Bazen gerçeklerin farkına varır ama inatla varmamış gibi yapar. Aşk bir kandırmacadır. Başkasının değil ama, bizzat kişinin kendini kandırmasıdır. Sevilenin hiç mi hiç suçu yoktur bu aldatmacada. Ne yaparsa seven yapar kendine.
Aziz Bey aşk hastalığına yakalanıp yanlış kararlar vermiş sonra da bu kararların ceremesini çekmiş, dik başlı, inatçı, dediğim dedik bir adam. Bir kıza aşık olup, peşinden dilini yolunu bilmediği bir memlekete gidecek kadar fedakar ama aşkının tek taraflı olduğunu anlayamayacak kadar da aklı havada. Aşık olduğu kadın yani Maryam aşık olmayıp bir erkeğin kendisine duyduğu aşktan haz alan, onu peşinden başka memlekete sürükleyecek kudrette olmanın gururunu yaşayan bir kadın.
Aşk acısı çekenler varsa aranızda mutlaka kurmuştur şu cümleyi, “Eğer bir gün biri beni bu kadar severse, ben asla ona böyle aşk acısı yaşatmayacağım.” Ve bu cümleyi kuranlar bir gün mutlaka aynı acıları başkasına da yaşatırlar. Aşık olunan insan acımasız olur, büyük bir gücü ele geçirmişliğin gururu vardır üzerinde. Sadisttir aşık olunan. Tehlikelidir. Uzak durulması gerekir. Kimseye bu kontrolsüz gücü vermemelidir. Aziz Bey bu gücü Maryam’a, Vuslat da Aziz Beye vermiş ve bedelini çok ağır ödemiştir.
Bir de bu kırılmayan döngü meselesi vardır. Anne babalarıyla sorun yaşayanlar nedense