Okudum, yaşadım, hissettim, gezdim, gördüm, gittim ve geldim.
Trabzon’dan başlayan; Bakü, Tebriz, Taht-ı Süleyman, Isfahan, Şiraz, Yezd, Batum, Tiflis ve İstanbul’a kadar uzanan upuzun bir yolculuktu benimki...
Bir fotoğraf karesinde andan çok daha öteye geçiyorsunuz, kaderin akıl almaz coğrafyasında beraber geziyorsunuz, beraber hissediyorsunuz.
Hayal o kadar zengin ki; gerçek kadar gerçekçi...
Olmazları oldurtan nasibi, insanı insana sebep olduran mümkünler sayfalarda peşi sıra dizili...
Tarih kapılarını aralıyor; Balkan Harbi yıllarına tanık oluyorsunuz, bir genci Gülcemal vapuruyla uğurluyor, mektuplarını okuyorsunuz.
Ve ah o Harşit Çayı; düşman ve azgın çay arasında kalışları, nasıl da yüreğinizi acıtıyor. Kahroluyorsunuz.
Setterhan, Azam, Piruz, Sophia, İsmail, Hacıbey, Büyükhanım, Zehra, Celil Hikmet Bey, Mirza Han; kalbime misafir oldu her biri.
Kâh tacir oldum, halı dokudum. Kâh muhacir oldum, yola koyuldum.
Kendimi Asmalıkahvede kendime çay ısmarlarken buldum.
Demledim, demlendim...
Farklı kollardan akan ırmaklar bir noktada birleşti; Tebriz’in ırmağı Karadeniz’e kavuşunca bir oh çektim.
Kalbime nefes aldırdı, dokunaklı canım Nazan Bekiroğlu kalemi.
Kim bilir kaç kez daha o yolculuğa gitmek istiyor kalbim şimdi.