“Aradan çok geçmemiş olmalıydı çünkü radyoda hala Sealed with kiss çalıyordu. Derken benim tarafımdaki kapı açıldı. Bağırışlar, haykırışlar duydum. Biri başıma vurdu. O anda dönüp Filiz’e baktım. Niye daha önce o tarafa dönmedim bilmiyorum. Belki de o kadar vakit geçmemişti. Her şey birkaç saniye içinde olup bitmişti. Dışarıdan vuran ışıldak Filiz’in yüzünü bir an aydınlatıyor, sonra karanlık geri geliyordu. Sonra bir daha aydınlık, bir daha karanlık, sonra bir daha aydınlık, bir daha karanlık… Son sözleri “Can can!” olmuştu, sesinin olanca sıcaklığı ve sevecenliğiyle yüklü bir “Can can!” Bir daha hiç kimse bana öyle seslenmedi.
“Saat 12’ yi vurduğunda bütün eğlence merkezlerinde bu anın beklendiği bütün evlerde keyif ve neşe tavan yapar ya… Bizde tam tersi! Suspus oluveriyoruz hepimiz! Dile getirilemeyen, yüreklerdeki kor alevlerin orta yerinde, cayır cayır yanmaktayız.”
“Çoktan gittim ben! Farkında değilsiniz belki, ama kayıplara karıştım. Sizin için yok’um ben artık. Ben’siz yapın bütün hesaplarınızı. İlle de bir yanıt istiyorsanız… “Başıbozuk sevdalara paydos!” diyorum. Ve ben artık başıbozuk değil i, başı da sonu da aynı derecede sağlam ve tutarlı sevdalara açacağım kapılarımı. İzninizle… Hoşça kalın!”
“Dünya kurulduğundan bu yana din, ırk, servet ve güç yüzünden zaten sürekli savaşıp durmuş insanoğlu. Ama bu kez güçlüler ve zenginler daha da güçlü ve zengin olmak için değil, yoksunlar dahil tüm insanlar, sadece açlıktan ölmemek için savaşı göze almışlar. Suya ulaşmak ve hayatta kalmak için can havliyle zorlamışlar sınırları. Savaşların en korkuncu, inan bana bu Su Savaşları olmuş! Değil komşu devletler bir diğerini, aileler bile en yakınlarını gözden çıkarabilir hale gelmiş çünkü su yoksa hayat da yokmuş!”