Çanakkale Şehitlerine
Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle-«bu: bir Avrupalı»
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Sa'd ü ikbâl-i beşer, böyle sefil bir sürüden
Nerde hüsran-ı halâvetle güler? -Yüzü neden?
Medeniyyet denilen maskara-yı hayâsız yüzü,
Tükürün maskeli cebhedeki sefil yüzüne.
O zaman dilimde tüter bir parça alev,
O zaman yükselerek arşa değer, belki, başım;
O zaman vatanımından, milletiminden,
O zaman senden ümid kesmemişim...
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, ey meş'ûm, buharışgın tebessümle gelen?
-Bu sefer gelmekle yükseldin mi?- Heyhât!
-Eğer yükseldiysen, yükseldiğin yer: mezbele-i ehvân!
Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...