REK’in kalemi ve gazeteci üslubuyla anlattığı eserleri keyifle okuyorum. Ayrıca İlber Hoca ve Murat Bardakçı’nın tavsiyeleriyle okumaya devam ettiğim bu eserde, REK’in mihmandarlığında Topkapı Sarayı’nı adım adım gezerken, bir yandan da Osmanlı tarihindeki önemli saray olaylarının içinde kendimizi buluyoruz.
Topkapı SarayıReşad Ekrem Koçu · Doğan Kitap · 2015235 okunma
️Otomatik olarak yani zorla iyi olmak mı yoksa özgür irdadeyle seçim yaparak iyi olmak mı daha erdemlidir? Açıkçası kitabın başlarında ben ne okuyorum acaba diye kendimi sorguladım. Ama ilerledikçe elimden bırakamadım. Sonunu merakla bekledim. Okumayanlara tavsiyem başına takılıp kitabı yarıda bırakmayın. #okudumbitti
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,1bin okunma
Küçükken banyoda gözüne su kaçtığı için bir daha hiç yıkanmayan küçük kokarca, kokarcaları bile rahatsız eden kokusu yüzünden hep yalnız kalır. Bir gün yeni taşınan komşularına yardım teklif etmesiyle yeniden diğer kokarcaların arasına karışır ve sonrasında yavru kokarcalarla oynamak istediğinde yine dışlanır. Ama bu sırada gölde yüzen bir kokarcayı kurtarır ve hem temizlendiği hem de cesaretiyle dikkat çektiği için herkesin sevgisini kazanır. O günden sonra yıkanmaya başlar ve bunun o kadar da kötü olmadığını kendisi gibi yıkanmak istemeyen diğer yavrulara da anlatır. Öncelikle karakter ismi pek güzel değil, KokanCo. Yazarın diğer kitaplarında da isim seçimleri benzer. Yıkanmaktan korkan çocuklar için faydalı olabilir ama bu konuda daha iyi kitaplar vardır bence. Bu kitabı da pek beğenmedim. Ama yazarın diğer kitaplarına göre iyi sayılır aslında. Karakter ismi seçimi hoş değil ama. Onun dışında okunabilir. Genel olarak sevemedim bu yazarın kitaplarını. O zaman niye okuyorum? Daha çok çocuk kitabı görmek için tabii ki. Neler yazılmış, nasıl yazılmış, bilmek için.
Trajik Bağlar J. Bree
Bizi Birleştiren Bağlar serisinin beşinci kitabı olan Trajik Bağlar, benim için serinin en duygusal ve en etkileyici kitaplarından biri oldu. Seriyi başından beri büyük bir keyifle okuyorum ve her kitapta karakterlere biraz daha bağlanıyorum. Bu yüzden kitap boyunca yaşanan olaylar beni hem heyecanlandırdı hem de duygusal anlamda oldukça etkiledi.
Bu kitapta özellikle Nox karakterine daha yakından bakma fırsatı buluyoruz. Onun geçmişinde yaşadığı acıları ve çocukluğunda maruz kaldığı olayları okumak gerçekten yürek burkucuydu. Güçlü, sert ve korkusuz görünen bir karakterin içinde ne kadar büyük yaralar taşıdığını görmek beni çok etkiledi. Nox'un yaşadıklarını öğrendikçe ona karşı hissettiğim sempati daha da arttı. Özellikle Oli'ye karşı duygularını kabul etmeye başlaması ve aralarındaki ilişkinin ilerlemesi, uzun zamandır beklediğim gelişmelerden biriydi.
North ise bu kitapta beni en çok etkileyen karakterlerden biri oldu. Sevdiği insanları kaybetme korkusuyla yaşadığı çaresizlik ve bunun onu nasıl etkilediği çok güzel işlenmişti. Güçlü görünmeye çalışan bir karakterin kırılgan taraflarını görmek hikâyeye derinlik katmış. O zor anlarda Oli'nin yanında olması ve onu yeniden ayağa kaldırması ise bağlarının ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha gösterdi.
Oli'nin karakter gelişimi de oldukça başarılıydı. Serinin başındaki genç ve ne yapacağını tam bilemeyen karakterden eser kalmamış. Artık çok daha güçlü, kararlı ve çevresindeki insanları korumak için her şeyi göze alabilecek birine dönüşmüş durumda. Bağlarının da her koşulda onun yanında olması, ekip ruhunu ve karakterler arasındaki güveni çok güzel yansıtıyor.
Serinin sonuna yaklaştığımız için birçok sır ve gerçek de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Bu durum hikâyenin temposunu yükseltiyor ve
Gaspodinov'u ilk kez okuyorum. Daha önce Bulgar bir yazar okumamıştım. Hatta Bulgar kültürü ya da Bulgar insanlarına dair de pek bir şey bilmiyormuşum. Bu kitapla beraber bize ne kadar da yakın olduklarını anladım. Çoğu yerde sanki Türk bir yazar ve Türkiye'ye dair şeyler anlatıyor gibi hissettim. Yazarın dilini kavramam 50 60 sayfa kadar bir süre aldı ancak çok sevdim. Yer yer Ahmet Hamdi ya da Oğuz Atay okuyormuşum hissi yarattı bende. Bazı yerlerdeki anlatımını o kadar sevdim ki tüm sayfanın altını çizmek istedim.
Kitaba konu olan fikir çok yaratıcıydı. Kendi yaşamımda da geçmişle fazlaca hemhal olduğum bir dönemde denk gelmiş olmak hoşuma gitti. Birçok sorgulama yapmama vesile oldu. Geçmişi daha parlak ve çekici görüyor olmamızla ilgili düşündüm. İnsan o anı yaşarken o kadar parlak bulmaz ama üstünden bi 10 sene geçtikten sonra yaşadıkları göz kamaştırmaya başlar. İnsan zihni kötü anlardan ziyade iyileri hatırlama eğiliminde olduğundan mıdır bu acaba? Zihnimde tüm bu sorgulamalara sebep olduğu için pek bir keyif aldım kitaptan.
Gelelim kitapla ilgili hoşuma gitmeyen yegane şeye. Kitabı oluşturan fikir bu kadar iyiyken yazar onu kurgulamada bana eksik geldi. Hele de son 50 sayfada kurgusal açıdan oldukça sıkıldım. Ne bir yere bağlandı ne bir şey oldu. Salt bir bilinçakışı okuyorduk ama akıcı ya da kitabın geneline hizmet eden bir akış değildi bana göre. Kitaba sürükleyicilik bakımından 10 üzerinden 3 veriyorum. Dil ve anlatım olaraksa 9 veriyorum.
Zaman SığınağıGeorgi Gospodinov · Metis Yayıncılık · 01,733 okunma
Hayatımın en büyük derslerini aldığım kitap oldu. Bu kitaptan sonra hayata bakış açım değişti. Ara ara açıp altını çizdiğim yerleri tekrar okuyorum. İyi ki iyi ki okumuşum. Herkese tavsiye ediyorum.