Philip Cushman bir keresinde Batı dünyasındaki depresyon salgınını şöyle açıklamıştı: İçinize yeterince uzun müddet bakarsanız, yani ne hissettiğiniz üzerine uzun uzadıya düşünür ve kendinizi bulmak için terapiden yararlanırsanız, orada esasında hiçbir şey olmadığını fark ettiğiniz an depresyon çıkagelir.
Hız kültüründe, yaptığımız şeyin içeriğine ya da anlamına pek kafa yormaksızın, daha çok şey yapmak, daha iyi yapmak ve daha uzun süre yapmak zorundayız. Kişisel gelişim kendi başına bir hedef haline geldi. Ve her şey özbenliğin etrafında dönüyor. Zygmunt Bauman'ın "küresel kasırga" diye tanımladığı bir dünyada kendimizi savunmasız hissettikçe, daha çok kendimize yöneliyor ve dolayısıyla ne yazık ki, iyiden iyiye savunmasız hale geliyoruz. Buradan bir kısırdöngü doğuyor.
Kimse bu haberi gemide gerçekleşen romantik kaza ile ilişkilendirmişe benzemiyordu. Ama birkaç satır okur okumaz parıldayan gözlük camlarıyla o ay gibi bembeyaz suratın bir hayalet gibi gazetenin ardından bana baktığını hissettim.