Yalnız başıma iken yahut ailemle iken de pek kafa yormadığım bir mesele var.
Ehli sünnet cemaati olarak İran İsrail arasındaki çatışmanın bir danışıklı dövüş olduğuna inanmaya eğilimli bir yapıdayız. Fakat bunun altında yatan temel sebebinin İran'ın bozuk mezhebinden kaynaklandığını düşünsek de temel sebep ehli sünnet cemaati olarak aynada yüzleşemediğimiz bir durum. Bizlerin aksiyon olarak sönük, etkisiz, tepkisiz, mukavemet göstermeyişine ilaveten İran'ın öyle ya da böyle bir rol üstlenmiş oluşunu kabullenemeyişimiz onlara layık göremeyişimiz, bizim yapmamız gereken şeyi onların en azından yapıyor(muş) gibi görünmesine karşı duyulan bir kıskanma olduğunu düşünüyorum.
Şimdi kıskanma haset çok ağır diyebilirsiniz fakat İsrail'e göstermesi gereken reaksiyonu göstermeyen Ehli sünnet cemaatinin bu tür duygulara kapılmaması zor değil. Biz çocukları diri diri yakılan bir topluluğu ne pahasına olursa olsun savunmuyorsak bu bizi ahlâkî olarak, vicdani olarak çürümeye götürecektir. Bu zulme karşı zulmü duyurma misyonu ve kısmi boykot dışında bir rol üstlenmeyenlerin İran'ı kıskanması devede kulaktır.
Dahası İran-İsrail danışıklı dövüşüne yoracağımız kafayla derme çatma bir terazi kurup kendimizi tartsak utancımızdan evimizde çoluğumuzun çocuğumuzun yüzüne bakamayız.
Başkalarını kakalamak yerine kendimizi temizlemeyi seçmemiz lazım. Elbette ehli sünnet muhteşem bir şey fakat yıkanmadıktan sonra cennetten su taşısan ne fayda. Allah'ın bir fasık eliyle de toplumu ihya edebileceği gerçeğini unutmamak gerek.
Biz varken bir fasık eliyle düzeltilecek hâle geldiysek hele vay halimize!
Sonuçta ne mi oldu?
Galiba, şu: Halkın Dostları'nı damgalayan genç İsmet, doğup büyüdüğü toprakların yoksul ve dindar halkına büyük bir sevgiyle bağlandı. Yol açmak için didindiği, yıkıcılıktan korkmadığı 10 yıllık yoğun bir çabanın sonucunda, galiba halkı ileriye doğru değiştiremeyeceğini düşündü ve ondaki yerleşik değerleri geriye doğru derinleştirerek bir toplumsal çıkış yolu bulunabileceğine inandı. Yıkacaklarının altında kalabileceğimizi mi sandı acaba? Belki. Bu geldiği "uç"ta yalnızdı. Tanpınar'ın çocukluğunda karlı bir günde dışarıyı seyrederken birdenbire "bir gün kendime rastladım" dediği bir ruh haliyle baş başa kaldı. Bütün bunlar onu belki düşünsel yoksulluktan kurtardı, ama dine ve çok tuhaf boyutlar kazanan bir metafiziğe de mahkûm kıldı. İsmet ilerici bir denge kuramadı. Ama o dengesizlik ve içtenlik, içindeki fırtınayla, boğucu sıcaklarda patlayan sağanaklarla birlikte özel bır katkı yarattı. 1962-1972 mesaisi, diyelim. Bir zirve olarak Halkın Dostları, ayı zamanda bir nokta oldu. Etkisiz kalmadı, dönemini de sarstı.
Sonrası çok başka bir hikâyedir ve o, bu muhteşem 10 yılı konu eden çalışmamızın dışında kalıyor
Halkın Dostları ile sosyalizme ve devrimciliğe veda eden İsmet Özel, 10 yıllık inanılmaz mesaisiyle ve katkısıyla, Türkiye devrimci hareketinin bir pırlantasıdır. O genç adam içimizdedir. Diğer genç arkadaşlarıyla birlikte. Ama "sonrası kalır" demişti ya Edip Cansever, sonrası kalmıştır.