İnsanlar bir şeyleri eleştirirken önce kendinde bir hak görür. Meselâ vergi verdiği için bir çok şeyi eleştirir. Siyasetçilerin lükslerini falan...
Fakat konu Cumhuriyeti kuran büyüklerin lükslerine gelince kimse laf etmez. Onlara bu şatafat hak görülür. Onlara bu şatafatı ve lüksü hak görmesem bile onları eleştirecek hakkı da kendimde görmüyorum. Hele ki vergi vermekle.
Dedemin dedesi 16 yıl askerlik yapmış, vücudunda bir sürü savaş yarası.
Babamın dedesi uzun süre askerlik yapıp en son Sarıkamış harekâtı için çağrılıp Erzurum'a kadar gitmiş. Kardeşinin birisi Yemen'de kalmış.
Babamın dedesi Mustafa Çavuş Erzurum'dan döndüğünde sülalesinde kendinden sonra hayatta kalan en büyük kişi amca oğlu Kazak Ali 19 yaşındaymış. Hepsi yetim, gariban.
Rahmetli babannem dedem askerde iken başını örtmek için örtü almaya gittiğinde faizle ancak alabilirsin demiş topraklarımızı istilâ eden dönmelerin büyüğü. Odun yapmak için diktiği akasya fidelerini söktüklerinde geri almak için canını ortaya koymuş.
Bu adamların dehşet bir yoksulluk içinde kalmış olmaları bir yana dönmeliğin imkânlarından faydalanarak şehitleri olmayan aileler nüfus ve nüfuzları sayesinde Siyonist istilacılar gibi topraklarını ellerinden almışlar: Zorbalayarak, kışkırtarak, kandırarak...
Şimdi vergi verdiği için her şeyi eleştirme hakkını kendinde görenlere bakınca, ömürlerini, ailelerini, topraklarını adamış dedelerimizin haklarını düşünüyorum.
Benim bu topraklar için ödediğim bedel paşalarımızı eleştirmeye elbette yetmez. Onların balolarını, lüks hayatlarını eleştirecek bir bedel ödemedik belki de hiçbir zaman bizim kuşak ödemeyecek. Fakat dedelerimizin, ninelerimizin ödediği bedelin zekatı bile fazla gelir.
Bana onlardan kalan en büyük hatıra o dede ve ninelerimizin pula vurulmayan fedakârlığı, hiçbir