Ali Ç.

Ali Ç.
@olivander
Her şeyini kaybet, neşeni kaybetme.
Türkçe Öğretmeni
Yıldız Teknik Üniversitesi
İstanbul
İstanbul, 10 Ekim 1997
71 okur puanı
Şubat 2017 tarihinde katıldı

Ali Ç.

, bir kitabı yarım bıraktı
Friedrich Nietzsche
7.8/10 · 12,3bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·724 syf.··
Beğendi
·
2021 13. kitabı
·
104 günde okudu
·
Okunma: 15 Ekim 2021 18:07
Birkaç yıl önce böyle bir kitabın varlığından haberim yoktu. İçerisindeki alıntıları orada burada görüp beğenince okumaya karar verdim ama bir türlü cesaret edemedim. Yarım bırakmaktan korktum. Yarım bırakmamak için hazırlık yaptım. Önce diğer kitaplarını okudum Oğuz Atay'ın. Sonra araya başka kitaplar girdi. Sonra dedim ki "Artık hazırım Turgut. Yolla bakalım." İlk denememde ellili sayfalara kadar geldim. Sonra kendimi kitaba çok kaptırdığımı hissettim. Kitabı okudukça ben de Selim'e benziyordum. Bir şeylere tutunma gücüm azalıyordu. Bıraktım kitabı. Neşeli biri olmak istiyordum. Neşeli biri olamadım. Kitabı yarıda bırakmak da kurtarmadı beni. Geri döndüm. Baştan başladım. Bu sefer 200 sayfa civarı okudum. Para kazanmam lazımdı. İnsanın ekonomik kaygıları olunca kendine acımaya zamanı olmuyor. Yine yarım bıraktım. Çok uzun bir zaman geçti aradan. Artık kendime acıyabilirim dedim. Kitabın beni hasta etmesine izin verdim. Sonuna kadar okudum. Yine bırakmayı düşündüğüm yerler oldu. Mesela 100 sayfa süren noktasız virgülsüz kısım. Mesela Selim'in manzumeleri. Bir yandan da hoşuma gidiyordu çünkü benim yerime Selim ve Turgut düşünüyordu çoğu şeyi. Fazla düşünme hastalığına sahip olan biri olarak onları böyle görünce mutlu oldum. O kadar çok konuştular ki benim düşünmeye fırsatım olmadı. Hiç sıra bana gelmedi. Düşünmemek hoşuma gidiyordu. Uzun uzun aralar vererek yaklaşık 100 günde bitirdim kitabı. Bitirince mutlu olmadım. Bir sigara yaktım. Bomboş hissettim yine. Boyut kaybetmiş gibi. Sanırım herkes tutunamadığı ölçüde okuyabiliyor bu kitabı. Şimdi "Ben de tutunamadım." demek içinde kibir barındıran mütevazi bir cümle gibi geliyor. Ben biraz tutundum. Hile yaptım. Elimde ne varsa ona tutundum yaşamak için. Aileme tutundum, arkadaşlarıma tutundum, becerebildiğim kadar
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202475bin okunma
Allah'ım, onu neden yalnız bıraktın? Neden, yalnızlığının verdiği çaresizlikle can sıkıcı ilişkiler kurmasına izin verdin? Neden, geçirdiği her dakikanın hesabını sordun, içini ezdin? Neden, korkuyu göğsünden çekip almadın? Neden, suçluluk duygusunu üzerinden atmasına yardım etmedin? Neden, apartmanın bodrumunda saklambaç oynarlarken Ayla ile yalnız kaldığı zaman kıza dokunacak cesareti vermedin ona? Oysa, bu çeşit küçük cesaretleri en değersiz kullarından bile esirgememişsindir. İsa’yı neden bu kadar geç tanıttın ona? Neden, günahlarının yükünü taşıyacak gücü ona da vermedin? Selim de, kendi çapında, birkaç kişiyi kandırabilirdi senin yolunda. Meyveleri gösterdin de ağaca çıkarma becerikliliğini esirgedin. Neden küçük yaştan Latince, Eski Yunanca, Fransızca, İngilizce filan öğretmedin ona? (Sen ki bütün dilleri ezbere bilirsin). Dua etmesini bile öğretmedin ona. Evde yalnız kaldığı geceler, karanlıkta yorganı başına çekti ve ter içinde, mısra 193 ile mısra 214 arasında söylediği gülünç yakarmayı uydurabildi o zor şartlar altında. Daha iyi bir şeyler söyletemez miydin? Neden, onu canı kadar seven annesinin bile Selim’i; “Benim korkak oğlum” diye okşamasına göz yumdun? “Benim akıllı oğlum, güzel oğlum” dediği zaman da neden, şımarmasını önlemedin? Bir duvardan bir duvara çarpıp durdun onu. Bir uçtan bir uca itip durdun onu. Öğretmeni: “Yalan söyleme, bu resmi sen yapmadın.” dediği zaman neredeydin? Neden, bir karşılık bulmasına yardım etmedin? Oysa, o resmi Selim yapmıştı. On bir yaşında, “benim kızla konuşuyorsun” diye Erdal’dan ilk tokadı yediği zaman, aslında kızla konuşmamıştı. Neden, babasının verdiği on liranın üstünü bir kerede yolda düşürmesini sağlamadın da, önce iki buçuk lirayı düşürdü ve koşa koşa dönüp bu parayı ararken kalan dört lirayı da kaybetti?
Bütünüyle unutulmaya kimsenin gücü yetmiyor. Bir duvarda iki satır yazı, bir albümde soluk bir resim, bir hafızada silik bir hayal olarak kalıyor istemese de. Bütünüyle unutulmak gibi acıklı bir oyuna kimsenin yüreği dayanamıyor. Selim'e bile unutulmak ölümden acı geliyor. Selim'in ölümü bana hepsinden acı geliyor. Bir de bütün bunları, Selim öldükten sonra düşünmek acı geliyor. Sonumu düşünmüyorum, baş tarafı acı geliyor. Değiştirememek acı geliyor. Selim'e "Ben de varım Selim, ben de varım." diyememek acı geliyor. Beni de al Selim. Ölümden, unutulmaktan öteye götür. Birlikte tutunamayalım. Ölmekle bana haksızlık ettin, birçok insana haksızlık ettin. Bütün bunları diyememek acı geliyor.
Bütün hayatı boyunca konuştu. Sonunda tutunamayanlar diye bir söz çıkartabildi ortaya; bir tek kelime. Çoğul bir kelime. Unutamadığı bazı insanları birleştiren bir kelime. Bu sefer düşüncesini Süleyman Kargı'dan başkasına açıklamadı. Süleyman da hiç kimseye söylemedi. Bütün hayatınca tutunamayanlardan kaçtığını sezer gibi oldu. Kendisine de buluşmalarından korktuğunu anladı. Onlara yapmış olduğu bu haksızlığın ıstırabıyla kıvrandı. Onların gerçek temsilcisi olmak için eline çok fırsat geçmiş olduğunu ve fırsatları kaçırdığını anladı. Bu düşüncelerinden de kaçmaya çalıştı. Bütün hayatınca düşüncelerinden kaçmıştı. Son olarak odasına sığındı, kapıyı kapattı. Sesleri duymaz, görüntüleri görmez oldu. Yemek yemez, içki içmez oldu. Dostundan kaçar, düşmanını bilmez oldu. Sığındığı son yerde onu buldular. Yerini tespit ettiler. Bütün tanıklar dinlendi. Savunmalar alındı. Gereği düşünüldü. Hiçbir etki altında kalmadan bağımsız olarak karar verildi. Adam kapıyı açtı, içeri girdi ve tabancasını çıkararak ateş etti.