Metin bu kadar yalanla uzun süre yaşayamadı. Bir gün gerçekten hastalandı ve yatağa düştü. Yalanlar, yavaş yavaş bünyesini çürütmüş; doktor öyle söyledi. Uyuşturucu maddenin etkisi fazla gelmiş; zehir etkisi yapmaya başlamış. Hastalığı sırasında bir süre, kendini gene yalanla avutmaya çalıştı. Durumu gittikçe kötüleşti. Sonunda doktor, yalanı yasak etti. Metin, artık gerçekten öleceğini sanıyordu. İyileşmek için, son bir ümit kendini kötülemeye başvurdu. "Benim yalancı olmama neden göz yumdunuz?" diye bağırıyordu: "İyileşmek istemiyorum. Gene aranıza katılıp domuz gibi ortalığı korkutmak istemiyorum. Bana acımayın; bırakın daha beter olayım da düzelmek için bir fırsat çıksın ortaya. Eskisi gibi kötü olma fırsatını vermeyin bana."
İnsanlar! Neden kaybolup gitmeme seyirci kalıyorsunuz? Benden ne kötülük gördünüz? İnsanlar, duygusuz bir telaşla kaçıyordu. Çok zayıfladım insanlar! Belki de kaçmak istediğim bir işe farkına varmadan sürüklüyorsunuz beni. Oysa ne kadar korkuyordum beni tutmanızdan. Ne kadar tutucu görünüyordunuz. Ne hileleriniz vardı. Ne kadar zayıf bağlarla bir arada tutuyormuşsunuz toplumu. Benim ayrılmama seyirci kalmanız ne kadar dehşet verici. Sonra durum artık saklanamayacak bir şiddet kazanınca şaşırmış görüneceksiniz. Sahte bir şaşkınlık göstereceksiniz. Sizi hesaba katıp yola çıkanları büyük hayal kırıklığına uğratıyorsunuz. Ne diyeyim? Siz beni tanımıyorsanız ben de sizi hiç bilmiyorum. Buna da üzülmüyorsunuz. Daha beter olun!