Rambo - İlk Kan" filmi 1982 yılında gösterime girmiş; sadece Amerika'da değil, tüm dünyada çok fazla izlenince dört devam filmi daha çekilmişti. Filmin resmi hasılatı yaklaşık 1 milyar dolar olmuştu. Bilgisayar oyunları, kitaplar, tişörtler, başta "Rambo bıçağı" olmak üzere aksesuarlar, korsan vs. ile filmin oluşturduğu sektör birkaç milyar doları aşmıştı. Ne anlatıyordu Rambo? Bütün dünyada neden bu kadar izlendi? İçinde kan, gözyaşı, aşk, macera, şiddet, güç, cesaret, intikam her şey vardı. Eğlenceliydi. O kadar mı? Tabii ki hayır. Aynı zamanda öğreticiydi. Amerikan askerinin ne kadar güçlü, dayanıklı, iyi eğitilmiş, bilgili, donanımlı, fedakâr, vatansever ve yenilmez olduğunu öğretiyordu. Amerikan ordusu sadece ve sadece bir Amerikan askeri tarafından zorlanabilirdi. Tek bir Amerikan askeri bile bir ülkeyi, örneğin Afganistan'ı dize getirebilirdi. Bırakınız ABD ordusunu, tek bir ABD askerini bile yenebilmek mümkün değildi. 1982'den 2019'daki "Rambo - Son Kan" filmine kadar her beş filme de ABD dışında dünyanın hemen her ülkesinde insanlar hem para ödemiş hem de ABD'nin nasıl yenilemez olduğunu bile isteye idraklerine kazımışlardı. ABD hem film çekip para kazanıyor hem de küresel ölçekte çok verimli ve başarılı biçimde propagandasını yapıyordu.
Sayfa 19 - Sembol / Aydın Ünal / Merkava·Kitabı okudu
İttihatçıların iktidarı muhalefete kaptırdıkları altı aylık sürede, Osmanlı İmparatorluğu'nda büyük değişiklikler olmuştu. İmparatorluğun Avrupa kıtasındaki topraklarının hemen hepsi Balkan devletlerinin eline geçmişti. Edirne kuşatılmış ve İttihatçılar, ancak bu şehri kurtarmak gerekçesiyle Kâmil Paşa kabinesini devirebilmişlerdi.
Sayfa 173
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Akşam olmuştu. Bir leylek sürüsü, eşit aralıklarla, uçuyordu gökte.
Günlerce tek yaptığı onu (annesinin telsizini) parçalara ayırıp yeniden birleştirmek olmuştu. Bu, ölen annelere yapılamazdı, onlar tekrar bir araya getirilemezdi. Onlar öyle kalırlardı.
Sayfa 126
Böylece, ben hâlâ imparatordum ve kişisel hayatıma güvenli ve hızlı bir dönüş yapma hayallerim paramparça olmuştu. Augustus'un zaman zaman yaptığı Cumhuriyet'i geri getirme konuşmalarında samimi olduğunu, hatta amcam Tiberius'un iktidarı bırakmaktan söz etmesinin sandığım kadar sahte olmadığını söylemeye başladım kendime. Evet, sıradan yurttaş için, fanatik Cumhuriyet ağzıyla, "Ne yani! Sakin bir zamanda iktidarı Senato'ya devretmek çok mu zor?" diye homurdanmak kolaydı. İşin zorluğu, ancak o sıradan yurttaşın kendisi imparator olursa anlaşılabilirdi. Zorluk, "sakin bir zaman" sözündeydi: Sakin bir zaman yoktu. Ortamda her zaman huzur bozucu unsurlar mevcuttu. Tüm içtenliğinizle, "Belki altı ay sonra, belki bir yıl sonra," diyebilirdiniz. Ama altı ay sonra, bir yıl sonra, hatta ortamdaki huzur bozucu unsurlarından bazıları başarıyla bertaraf edilse bile, onların yerini alacak sorunlar baş gösterecekti. Tiberius ve Caligula'nın geride bıraktığı karışıklık temizlenince ve ben, Senato'ya, sorumlu bir yasama organı gibi davranarak özsaygısını yeniden kazandırınca -özsaygı olmadan özgürlük olmaz- iktidarı devretmeye kararlıydım. Ama Senatörlük Sınıfı'na ancak hak ettiği kadar saygı gösterebilirdim. Var olanın en iyilerini sokmuştum Senato'ya; ne var ki, imparatorun keyfine boyun eğme geleneğini kırmak çok zordu. Benim yumuşak mizacımdan şüpheleniyor ve onlara doğal bir nezaketle davrandığımda, ellerinin ardından terbiyesizce birbirleriyle fısıldaşıyorlardı. Ve sonra, bazen olduğu gibi, sabrım taşıp öfkelenince, hoşgörülü bir öğretmenin tahammül sınırlarını zorlamış okul çocukları gibi, suspus olup titremeye başlıyorlardı. Hayır, henüz işi bırakamazdım. Monarşi karşıtı başarısız bir isyanın liderlerini öldürtmek zorunda kaldığım için teoride, kendimden utanıyordum; ama
Sayfa 249·Kitabı okudu
Atasözünü bilirsiniz: Kimse 'Kokmuş Balık' diye bağırmaz. O atasözü Caligula'nın gününde geçersiz olmuştu. Sepetinde balık olan hiçbir aklı başında adam, Caligula kıskanır veya göz koyar korkusuyla, kokmuş balık diye bağırmaktan başka şey yapamazdı. Valerius Asiaticus zenginliğini sakladı; Tiberius Claudius zekasını sakladı. Benim, zorbalıktan nefretim dışında saklayacak bir şeyim yoktu; dolayısıyla eylem zamanı gelene kadar onu sakladım. Evet. Hepimiz 'Kokmuş Balık' diye bağırıyorduk.
Sayfa 237·Kitabı okudu