Rozerin, bir alıntı ekledi.
31 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

4 Haziran 1876 pazar günüydü. Katiller sessizce Sultan Abdülaziz'in odasına sokuldular. Reyhan ve Rakım Ağaları kapıya nöbetçi koydular. Önden eski padişahın ikinci mabeyncisi Fahri Bey girdi. Sultan Abdülaziz, Feriye Sarayına getirildiğinden beri, Fahri Bey hususi hizmetine bakıyor, daha doğrusu Hüseyin Avni Paşa'ya dakika dakika padişahın yaptıklarını rapor etmek üzere yakınında bulunuyordu.
Padişah hiç şüphelenmemişti. Ağır ağır yaklaşarak hal hatır sordu.
"Hamd olsun Yüce Rabbime, beterin beteri vardır," dedi.
Gözleri kapıya kayınca Cezayirli Mustafa Pehkivanla Yozgatlı Pehlivan Mustafa Çavuş'u farketti. Rengi sarardı. Bir şey söylemesine fırsat kalmadan üçü bir anda atılıp bastırdılar. Fahri Bey Sultan Abdülaziz'in kollarını arkadan tuttu. O sırada Boyabatlı ve diğerleri de odaya girdiler. Boyabatlı ile Cezayirli padişahı dizlerine oturtup kıpırdamasını önlediler. Yozgatlı Mustafa Pehlivan ise keskin bir hançerle padişahın bileklerini kesmeye başladı.
O zaman eski padişah, ikinci mabeynci Fahri Bey'e şöyle dedi:
"Şu kestirmeye kıydığın eller, iki gün önce sana kıymetli bir sedef tesbih hediye etmemiş miydi?"
Kaderin hükmüne bakınız ki, baş katili Fahri Bey'i kahve çıraklığından almış, ikinci mabeyncilik gibi sarayın en yüksek görevlerinden birine kadar yükseltmişti.
Damarlarında ileri geri işleyen hançer derinlere daldığı zaman eski padişah dayanamadı. Acıyla inledi:
"Aman Allah'ım!"
Canı kanıyla birlikte oluk oluk damarlarından akıp gitti. Katiller korku dolu gözlerle son nefesini vermek üzere olan koca padişaha baktılar. Sonra pencereden bahçeye çıktılar. Kaçtılar. Kapıya bırakılan nöbetçiler de işin bittiğini anlayınca sıvıştı. Koridora derin bir sessizlik hakim oldu. Neden sonra oradan geçen bir hizmetli odadan hırıltılar geldiğini duydu. Kapıyı zorladı ama içeriden sürgülenmişti.
"Yetişiin!" diye bağırdı, "Efendimize bir haller oldu."
Koşup gelenler, kapıyı kırarak odaya girdiler. Saat tam dokuzu otuz altı geçiyordu. Sultan Abdülaziz'in kanlar içinde vücudu ile karşılaştılar.
Henüz ölmemişti. Fakat Hüseyin Avni Paşa'nın kesin talimatını önceden almış olan subaylar, son çırpınışlarla titreyen vücudunu, kanları aka aka ve adeta sürükleye sürükleye saray karakolunun kahve ocağına taşıdılar. Bir sedire uzattılar. Hala sağ olan eski padişahı kurtarmak için kıllarını bile kıpırdatmıyorlardı. Tarih bu korkunç cinayete şahitti. Ve sebep olanları asla unutmayacaktır.

Osmanlı'da Derin Devlet ve II. Abdülhamit, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 60 - Panama yayıncılık)Osmanlı'da Derin Devlet ve II. Abdülhamit, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 60 - Panama yayıncılık)
Gamze kaya, Canım Aliye, Ruhum Filiz'i inceledi.
34 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

“Bundan sonra hiç kimse sana benim kadar yakın olmayacak. Beraber Almanca öğreneceğiz, ben İngilizce öğrenmek istiyorum, beraber İngilizce dersi alacağız, ben kitaplar tercüme edeceğim, bunları beraber okuyacağız, neşeli ve kederli olacağız, ne olursa olsun, bütün bunlar hep beraber, hep ikimizin iştirakiyle olacak ve başka hiç kimse karışmayacak.”

Ö. S. A., bir alıntı ekledi.
36 dk. · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Bulursan beni de götür...
Hiçbir şey düşünmüyor, sadece kaçmak, bu yerlerden mümkün olduğu kadar çabuk uzaklaşmak istiyordu. Nereye olursa olsun! Dağbaşlarına, kimsesiz ormanlara veya kalabalık şehirlere! Yalnız adamakıllı uzak ve kimsenin onu bulamayacağı bir yere!

Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali (Sayfa 216 - YKY)Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali (Sayfa 216 - YKY)
Ceylin Erdoğan, bir alıntı ekledi.
37 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Ve kışın çektiğinde önüne şarabı, kalbinde bir türkü olsun her kadeh için;
Ve bırak türkünde anısı olsun güzün, bağın ve cenderenin

Ermiş, Halil CibranErmiş, Halil Cibran
Dilqem Ehmedli, bir alıntı ekledi.
39 dk. · Kitabı okuyor

Şeytanla pazarlık
Dileklerini şimdi yerine getireyim, uzak gelecekte ruhun benim olsun

Incognito - Beynin Gizli Hayatı, David Eagleman (Sayfa 120 - Domingo)Incognito - Beynin Gizli Hayatı, David Eagleman (Sayfa 120 - Domingo)

Ama üzüntü demek; gece gündüz, uykuda olsun, uyanık olsun, vücuduna saplanmış bir oku taşımak demek. Çekilir şey değil bu.

Franz Kafka