Basit bir aşk ve ihanet hikâyesi değildi. Yavaş yavaş gelişen ve olayların her kesimden kişiyi etkileyen, din ve inanç sorgulamalarına kadar varan sarsıcı bir eser. Okurken de sosyetenin o aşağılayıcı bakışlarını ensemde hissettim. Sinsi sinsi her şeyde konuşmaları beni çileden çıkardı. Yaptıkları için Anna’yı da savunmuyorum. İmkansız aşk uğruna… o
rtalığı karıştırdı sonra…
Vallahi Bihter’in atası
Bayılıp öldüğüm bir klasik olmadı ama severek okudum. Dönemin atmosferini iyi yansıtılmış. Kasvetli, soğuk, sefil, zengin Rus yaşamları…
Bu kadar akıcı bir dil beklemiyordum. Çekinerek başlayıp çabucak bitti.
Anna dışında akıllarda kalan isim ise Levin oldu. Karakter gelişiminde ve tasvirlerinde en sevdiğimdi. Ağır başlı ve yerinde konuşan.
Neyse işte yorumu uzun tutmaya gerek yok. Okuyan da yok zaten. Genel olarak sevdim, etkileyiciydi. Zirvenin yoluna Anna ile çıktım sırada ise Savaş ve Sarış var bununla da son noktaya ulaşacağım gibi.