Toplumumuzun gelişmemiş olmasını, birçok nedene bağlıyoruz. Kimi zaman yoksulluğa, kimi zaman okullardaki eğitimin kötü olmasına, kimi zaman da terör belasına. Tarık Buğra ise toplumumuzun gelişmemiş olmasını, okumamamıza bağlıyor. Türk insanının, tarihini ve edebiyatını bilmiyor olması onun canını yakıyor. Salt okuma ile her zaman, her şey halledilemese bile; cahilliğe iyi geldiği âşikar. O yüzden okuyalım, okutturalım. Bunu, bu platform'da demem biraz saçma gelebilir ama okumaya her yerde teşvik etmek lazım. Başta öğretmenlerim olmak üzere, beni okumaya teşvik eden herkese buradan saygılarımı ve sevgilerimi yolluyorum. Şimdi, "Okuyup da cahil olanlar yok mu?" diye sorduğunuzu duyar gibiyim, sormadıysanız bile cevaplamak istiyorum. :) Evet okuyup da cahil olanlar da var. Onlar ya yanlış kitapları okumuşlar, ya da okuduklarını anlamamışlar diye düşünüyorum. Başka bir nedeni olabilir mi emin değilim. Bu konuda bilgisi olan varsa, fikir alışverişi yapmak isterim.
Düşman Kazanmak Sanatı'na başlamadan önce beklediğim içerik, kesinlikle okuduğumda gördüğümden daha farklıydı. Biraz clickbait yemiş gibi hissettim. Okuyacak arkadaşların da haberi olsun. Kitap, birçok edebi makâleden oluşuyor. Düşman Kazanmak Sanatı ise bu makâlelerden, sadece bir tanesi. Ayrıca kitap her ne kadar makâle(fıkra) tarzında yazılmış olsa da, damakta söyleşi tadı bırakıyor.
Yazar, yazılarında politik görüşünü belirtmiş olmasına rağmen olaylara objektif bakıyor, taraf tutmuyor. Kitapta da sanatçıların olaylara ideolojileriyle değil, objektif olarak bakması gerektiğini savunuyor.
Tarık Buğra, TDK'nin dilde Öz Türkçe adı altında yapmış olduğu değişiklikleri eleştiriyor, yeriyor, yerden yere vuruyor. Bu değişiklikler; bize benliğimizi kaybettiriyor, bizi şuursuzlaştırıyor. Saf, ari bir dil oluşturma