Ö.

Ö.
@omerden
Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.
10/10
·184 syf.··
2024 16. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2024 11:50
Hasretinden Prangalar Eskittim adlı şiirinde, ilk olarak ele alınması gereken husus prangadır. Ağır suçlardan hapishaneye giren kişilerin, ayaklarına takılan kalın ve ağır bir ayak kelepçesidir, pranga. Bu noktada, Ahmed Arif’i düşündüğümüzde, onu pranga ile birleştirdiğimizde ortaya çıkan kavram: “düşünce suçu”dur. Hasretinden prangalar eskittim der iken; hapishanede uzunca süre kaldığını ve bu süre zarfında da hasret çektiğini düşünebiliriz. Bu şiirdeki pranga, sembol olarak ele alınabilir. Pranga ile bağlantılı olarak, hapishane kavramı da bu şiir için ele alınabilir. Hapis kavramını sevmemesine rağmen, onun hayatında ve fikirlerinde hapishanelerin önemli bir rolü olduğu ve şiirlerinde sıklıkla yer tuttuğu aşikardır. Şiirin ilk dizelerinde hitap ettiği kişiler ve olgu önemlidir. Bu kişiler: iyi çocuklar, kahramanlar, namussuzlar, halden bilmezler ve kahpe yalandır. Gittikçe masumiyetini kaybeden bir sıralanışın olduğunu söyleyebiliriz. Ardından, zemheri kelimesi ile anlatılan karakış, kışın en şiddetli zamanı ve soğuk hava, tasvir açısından önemli bir kelime olmuştur. “Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül- gürül akan bir dünya… Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar,” bu dizelerde hayvanlar ve insanlar dahil her şeyin uyuduğunu fakat bir tek onun uyumadığını görürüz. Dışarıda, devam eden bir hayat varken, o hapishanededir. Hürriyeti elinden alınmıştır ve hapishanede güçlü kalabilmek adına sevgisine sığınmıştır. “Leylim” kelimesi de sıkça kullandığı bir kelimedir, “leyl” kökünden gelir ve gece, karanlık anlamındadır. Çağrışım açısından, Ahmed Arif’e hitap eden bir kelimedir. “Saçlarına kan gülleri takayım” ile kastedilen ise gül gibi açılmış olan yaralardan sızan kanlı görüntüdür. Bir diğer yönden düşünüldüğünde de kurşun yarası olarak da ele alınabilir.
Hasretinden Prangalar EskittimAhmed Arif · Metis Yayınları · 201748bin okunma
Reklam
10/10
·55 syf.··
2024 15. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2024 22:22
“Sevgi ayrılık saati gelene kadar bilmez kendi derinliğini.” dizeleriyle de bu şiirsel ve derin kitaba dalış yapmış olduk. Kitapta Halil Cibran kendi sözlüğünü yaratmış. Hayata dair 27 kavrama kısa kısa; ama iz bırakan bir anlatımla değinmiş. Her birini şiirsel bir dille yeniden yorumlamış. Ve ben de yazımda bu sözlüğün bende bıraktığı etkileri yazacağım. Normalde kitabın yüzde 80’inin altını çizerdim, ama hepsini alıntılayıp yazmam hem etik değil hem de mümkün değil. O yüzden siz kitabı alın ve okuyun.
ErmişHalil Cibran · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202385,3bin okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2024 4. kitabı
“Geleceğin ne getireceğini kimse bilemezdi ve şimdi olanları düşünüp üzülmenin de hiçbir yararı yoktu.” Bence bu cümle tamamen Tolgonay’ın hayat felsefesini anlatmaktadır. Kitapta daha çok İkinci Dünya Savaşı sırasında çokça ferdini savaşta kaybeden bir ailenin durumu anlatılır. Tolgonay ise bu ailenin fedakar annesidir. Tolgonay savaş sırasında cepheye erzak gönderebilmek için ekim yapmaktadır. Toprak Ana Tolganay’ın zor zamanlarında dert ortağıdır. Tolganay’ın bu yardımları göndermesinin sebebi başka insanların da ailelerini kaybetmelerini önlemektir. Bir başka sebep ise gelini Aliman’dır. Aliman kocasını kaybetmiştir ve bu travmayı atlatamamıştır. Bu sıralar Tolgonay’ın dik durmasıyla Aliman ayakta kalabilmiştir. Tolgonay bir yandan da Aliman’ın hâlâ onunla kalıp kalmaması hakkında düşüncelere dalmıştır. Ancak Tolgonay ve Aliman sorunları yavaş yavaş aştıklarında Aliman’ın hamile olduğu anlaşılır. Bir gece Tolgonay Aliman’ı yatakta bulamaz; o gece bir can doğar, bir can uğurlanır. Tolgonay’ın bir torunu olur. Tolgonay Aliman’ı kaybettiği için üzülmek yerine torununa bir oğluymuş gibi bakmıştır. Bu süreçte Tolgonay’ın dert arkadaşı yine Toprak Ana olmuştur. Tolganay’ın torunu büyümüş, savaş da dinmiştir. Şimdi ise olanları torununa nasıl anlatacağını düşünme vakti gelmiştir. Bu hikâye benim için bir kadının gücünü ve asla pes etmeyişini anlatmaktadır. Çünkü Tolgonay eşini ve üç oğlunu kaybetmesine rağmen yorulmadan cephedekiler için çalışmaya devam etmiştir. Aliman Tolgonay ile büyümüştür. Aliman o genç yaşta dul kalmıştı ama evlenmek yerine Tolgonay ile kalmayı tercih etmişti. Çünkü onun neler çektiğinin farkındadıydı. İki güçlü kadın olarak birbirlerine destek çıkmışlar, ne kadar yorgun olsalar da bunu birbirlerine göstermemeye çalışmışlardı. Aliman Tolgonay’a
Toprak AnaCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202277,8bin okunma
9/10
·168 syf.··
2024 3. kitabı
Edebi eserlerde verilmek istenen mesaj, makalelerde veya fikir yazılarında olduğu gibi doğrudan değil; dolaylı yollardan dile getirilmeye çalışılır. Zira, tez (verilmek istenen mesaj) ne kadar belirgin olursa; eser aynı oranda edebiyattan uzaklaşarak politika, felsefe veya ahlâk gibi konularda yapılmış söylemlere yaklaşır. Beyaz Gemi de içinde barındırdığı mesaj bakımından edebiyat dünyasında büyük bir yankı uyandıran, Aytmatov’un dehasını ustalığını gösteren şaheserdir.
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202387,4bin okunma
10/10
·361 syf.··
2024 1. kitabı
Ne varlığa sevinirim Ne yokluğa yerinirim Aşkın ile avunurum Bana seni gerek seni Nice sözler söylenmiştir şiirlerde, niceleri pek tesir etmiştir gönüllerde. Lakin hangi biri asırların hazin yıkıcılığına dayanabilmiş, hangi kitap zamanın can yakıcı unutulmuşluğunda kendini bu kaderden kurtarabilmiştir… İşte biçare derviş Yunus çıkmıştır o vakit karşısına biz insanlığın, biz Anadolu’nun. Vakitler 13. yüzyılı gösterdiği vakit sen ben gibi gelivermiştir bu dünya hanına savaşların, fakirliğin, kanın fazla fazla olduğu zamanlarda. Sonra büyümüş büyümüş de evlenivermişti Elif’i ile. Sonraları sevdiğine Sitare’m (Yıldızım) diyecek, çocuklarına hürmet edip, geçimini sağlayacak ve bu geçim buğday ile olacaktı. Daha doğrusu o vakit tüm Anadolu’nun geçimi buğday idi. Çünkü buğday ekmek demekti ve bu vakitler çok kıymetliydi, her elde de bulunamazdı. İşte bu vakit köy adına, ekmek adına Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergahını gidiverir biçare Yunus. Ben de diyeyim ki hikayemiz tam burada başlar a dostlar. Sorarım sizlere a dostlar, ailesine, köyüne sahip çıkmaktan, ekmeğinden gayrısını da istemeyen bu Yunus’tan nasıl oldu da hoşgörünün, sevginin bağrı, asırlardır süregelen sade fakat bir o kadar yük dolu manalar içeren bir şaire, Allah dostu bir gönüle dönüşüverdi? Nasıl bir od (ateş) ile yanmalı ki insan gönlü yalnız ‘O’nu aramalı? İşte bu yolculuk, Hacı Bektaş-ı Veli’den utangaç bir halde buğday istemesine karşılık geçen sual ile başladı Yunus kardeşimizin. ‘Nefes mi istersin ey oğul yoksa sana iki çuval kadar buğday mı vereyim?’ İşte bu sual ile Yunus’un yolculuğu başlamış Sarıköy gibi bir köyde de bitecekmiş. Yahut belki de asırlarca devam edecekti ama bunu o hiç mi hiç bilmiyordu. Velhasıl o derdinen biçare yalnızca aklına gelenleri yazıveriyordu. Bir avuç toprak Biraz da
Odİskender Pala · Kapı Yayınları · 202248,8bin okunma