Elbet akıl da sonsuz değil, gelip
geçicidir; ancak akla beslediğim bu düşkünlüğümün nede-
nini siz de bilirsiniz. Hayat can sıkıcı bir tuzaktır. Düşünen
bir insan olgunluğa eriştiğinde ve tam bir bilinç kazandı-
ğında kendini istençsiz olarak sanki çıkışı olmayan bir tu-
zağın içindeymiş gibi hisseder. Aslında insan, iradesi dışın-
da birtakım tesadüfler tarafından yokluktan var olmuştur.
Peki neden? Varlığının anlamını ve amacını öğrenmek ister,
sorularına cevap alamaz ya da saçma sapan cevaplar alır.
Kapıyı çalar, ama açan kimse olmaz. Ölüm de aynı şekilde
iradesi dışında karşılar insanı. İşte tıpkı bir hapishanede
ortak bir felaketle birbirine bağlı olan insanlar bir arada
olduklarında kendilerini nasıl daha rahat hissederlerse, ha-
yatta da analiz etmeye ve sentezlemeye yatkın olan insanlar
bir araya geldiklerinde, onurlu ve özgür düşüncelerini bir-
birlerine aktararak vakit geçirdiklerinde bu tuzağın farkına
varmazlar. Bu bakımdan akıl yeri doldurulamaz bir zevk
kaynağıdır.
Siz de çok iyi bilirsiniz ki, bu dünyada insan aklının yüksek manevi dışavurumu dışındaki her şey önemsiz ve
sıkıcıdır. Akıl, hayvanlar ve insanlar arasında keskin bir
sınır çizer, insandaki ilahi yöne ışık tutar, hatta bir derece-
ye kadar gerçekte var olmayan ölümsüzlüğün yerini tutar.
Buradan yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki akıl, elimizde
olan yegane zevk kaynağıdır. Etrafımızda akla dair hiçbir
şey görmüyor, duymuyoruz, bu da zevkten mahrum oldu-
ğumuz anlamına geliyor. Gerçi elimizin altında kitaplar var,
ama bu canlı bir sohbetin, karşılıklı ilişkinin yerini tutmu-
yor. Çok da doğru olmayan bir kıyaslama yapmama mü-
saade edecek olursanız, bence kitaplar notaya, sohbet ise
şarkı söylemeye benziyor.
"Eğer ölüm herkes için olağan ve meşru bir sondan iba-
retse insanların ölmelerine engel olmak niye? Bir tüccarın
ya da memurun fazladan beş, on yıl yaşamasının kime ne
faydası var? Tıbbın gayesini, ilaçların acılan hafifletmesi
olarak görürseniz kaçınılmaz olarak ortaya şu soru çıkar:
Acıları hafifletmenin amacı nedir? İlk olarak, acıların insa-
nı kusursuzluğa götürdüğü söylenir. İkinci olarak ise, eğer
insanoğlu acılarını haplarla ve damlalarla hafifletebileceğini
öğrenirse, bugüne kadar onları hem her türlü kötülükten
koruyan hem de onlara mutluluk bahşeden dini ve felsefeyi
tümüyle terk edebilir. Ölüm döşeğindeki Puşkin korkunç
acılara maruz kalmış, zavallı Heine birkaç yıl felçli yaşa-
mıştı. Peki acı çekmedikleri takdirde bir amip gibi bomboş
ve anlamsız bir yaşam sürdürecek olan falanca Andrey Ye-
fimıç ya da filanca Matryona Savişna'nın hasta olmasına
engel olmak niye?"
"...Önyargılar, gündelik yaşantımızdaki bütün bu pislik ve iğrençlikler gereklidir, çünkü bunlar
gübrenin kara toprağa dönüşmesi gibi zamanla faydalı bir
şeye dönüşür. Kökeninde pislik barındırmayan iyi bir şey
dünya üzerinde bugüne kadar görülmemiştir."
"...öteki bireyde özellikle kendisinin yoksun bulundu-
ğu mükemmelliği ve kusursuzluğu arayacak,
hatta kendisinin karşıtı olan kusurları ve ye-
tersizlikleri onda güzel bulacaktır. Örneğin
bu yüzden kısa boylu, ufak tefek erkekler
uzun boylu, iri kadınlar ararlar; sarışınlar es-
meleri severler, vb..."