"...Fakat şüpheye ve tereddüde lânet savurmadan evvel hakkını verelim. Zekânın en sivri noktası şüphe ve tereddüttür. Bütün Rönesans bir şüpheden doğdu. Bütün yeni felsefe, zaferini Descartes'ın şüphesine borçludur. Fakat mücerret sahada zekânın evcini işaret eden bu şüphe ve tereddüt, âmeli sahada ölümden başka bir şey değildir. O noktaya kadar çıktıktan sonra, insanın hayat ve müşahhas dünya içindeki azamî kıymetine varabilmek için, tereddütten karara geçmesini bilmek lazımdır.
Çünkü bu, ölümle hayat arasındaki huduttur.
İşte ben, dünyada ve kendimde bu dönümü hissediyorum. Yeni bir devir doğuyor, şüphesiz. Fakat bu siyasi ihtilâl nazariyelerinin bekledikleri devirlerden pek farklı olacaktır. Sol cereyanların tahmin etmedikleri bir devir, “hârp sonu” devresi kapandı... Anarşiye, "vice"lere, şüpheye ve tereddüde paydos!Ölmeyeceğiz!..
Kendini tahrip modası kalmayacak!
Ne o saçaklı, viran kaşânelere sinen karanlık ve ahmak burjuvazi, ne de 1918-1932 modernizmi, ne mehtaplı gecelerde, şatosunun parkındaki ıhlamurlar altında izini belli etmeden ‘vice’ yapan monden kız, ne de kabarelerin arka odalarına gizlice girerek kokain çeken münevver hanım. Ne o, ne sen!.."
" ...Bütün sanatkâr dediğimiz sınıf ve münevver dediklerimiz hep tereddüt geçiriyorlar. İnanmakla inkâr arasında tereddüt; ferdî ve içtimaî temâyüller arasında tereddüt; "moi"nın kendi üstüne saldırısından başka bir şey olmayan, kendi kendini tahrip aşkıyla, yaratıcı hırslar ve sevdalar aracında tereddüt. Bütün Avrupa aynı tereddüt içinde: Almanya, Fransa ve İngiltere sağla sol arasında gidip geliyorlar. Milli ve beynelmilel cereyanlar, dini-lâzühdi cereyanlar, katolik izdivaç ve serbest âşk cereyanları, ahlâki ve gayrî ahlâki cereyanlar bütün beşeri irâdeyi ikiye bölüyor ve tereddüde düşürüyor.
Onun için izdivaçlar azalıyor, gençler tereddüde düşüyor, izdivaç, en azından bir şeye inanmaktır. Bu çılgın, bu kudurmuş tereddüt ve şüphe devrinde, sarsıntıyı en çok hisseden müessese izdivaçtır."
“...demin bir cümlen hoşuma gitti. Belki, farkında olmadan bütün bir devri o cümle ile izah etmiş oluyorsun: "Yıkılıyor, her şey yıkılıyor!.."
Dinle. Hayatımda ben bunu çok hissettim. Hemen bütün kitaplarım yalnız bu cümleyi izah etmek içindir. "Tereddüt!" diye bağırıyorsun... Dinle ve sükûnetle düşün... Kim tereddüt ediyor ?
...
Muallâ hanım mı ? Bu hâdiseyi basite ircâ etmek olur.
Hakikatte sen de tereddüt ediyorsun. Roma ile İstanbul arasında, hile ile samimiyet arasında, ölümle hayat arasında tereddüt ediyorsun. Sonra sen ve benim olduğum zümre de tereddüt içindeyiz... Elimizdeki bu kadehler ve gecelerimizi dolduran bu çılgınlıklar nedir ?"
"İnsan, çektiği ıztırap nispetinde zevk duyar. Ne kadar acıkırsa yemekten, ne kadar yorulursa dinlenmekten, ne kadar ararsa bulmaktan o derece zevk alır."
"...Bir insanı tamamıyla tanımak için bazen asırlar yetişmez;kâfi derecede tanımak için bazen bir an bile yetişir. Bana lâzım olduğu kadar sizi tanıyorum."