Ömer Faruk Türkmen

İçinizden hiçbir kimse yoktur ki üç kızı yahut üç kız kardeşi olup da onlara hüsn ile davrandığı takdirde cennete girecek olmasın.
Sayfa 155 - Hz. Muhammed·Kitabı okudu
Ömer Faruk Türkmen isimli okura yanıt verildi
Ömer Faruk Türkmen
Betül Ben bulamamıştım da şimdi bulabildim sayenizde, teşekkür ederim :)
Reklam
İçinizden hiçbir kimse yoktur ki üç kızı yahut üç kız kardeşi olup da onlara hüsn ile davrandığı takdirde cennete girecek olmasın.
Sayfa 155 - Hz. Muhammed·Kitabı okudu
Ömer Faruk Türkmen
Bu hadisin kaynağı belirtilmişse öğrenebilir miyim acaba?
Bir Mensubiyeti Aramak
Düşünce ile duygunun, akılla gönlün, zevkle sorumluluğun, istekle mecburiyetin birleştiği bir alan mı arıyorsunuz? Belki de aramıyorsunuz. Böyle bir arayış içinde olmadığınız için sürekli olarak şartlardan şikayet ediyorsunuz. Bir şeyler düşünüyor, sonunda düşündüklerinizin duygularınızla eşgüdüm halinde bulunmadığını fark ediyorsunuz. Aklınız bir yerde, ama gönlünüz başka bir yerde. Sorumluluğunu hissederek yaptığınız işlerden zevk almıyorsunuz. Zevkinden bir türlü vazgeçemediğiniz şeylere dalma fırsatı karşınıza çıktığında ise içinize bir türlü suçluluk duygusu musallat oluyor. Mecburen yaptıklarınız, isteyerek yaptıklarınız değil. Yapmak istediklerinize mecbur olmadığınızı kabullenerek yaşıyorsunuz. Neden böyle? Neden siz durmaksızın şartların elverişli olmadığından dem vuruyorsunuz? Çünkü siz modern bir insansınız ve her modern insan gibi mensup olduğunuz yerden kopartılıp alındınız. Bu kadarla kalmadı mensup olmanız gereken yer de tahrip edildi. Daha da korkunç bir şey oldu: Mensubiyet bağı kurmak için gerek duyacağınız üyeleriniz yok edildi.
Sayfa 18·Kitabı okudu
Betül isimli okura yanıt verildi
Ömer Faruk Türkmen
Betül Rica ederim hatta kitabı da tavsiye ederim🙂
Bir Mensubiyeti Aramak
Düşünce ile duygunun, akılla gönlün, zevkle sorumluluğun, istekle mecburiyetin birleştiği bir alan mı arıyorsunuz? Belki de aramıyorsunuz. Böyle bir arayış içinde olmadığınız için sürekli olarak şartlardan şikayet ediyorsunuz. Bir şeyler düşünüyor, sonunda düşündüklerinizin duygularınızla eşgüdüm halinde bulunmadığını fark ediyorsunuz. Aklınız bir yerde, ama gönlünüz başka bir yerde. Sorumluluğunu hissederek yaptığınız işlerden zevk almıyorsunuz. Zevkinden bir türlü vazgeçemediğiniz şeylere dalma fırsatı karşınıza çıktığında ise içinize bir türlü suçluluk duygusu musallat oluyor. Mecburen yaptıklarınız, isteyerek yaptıklarınız değil. Yapmak istediklerinize mecbur olmadığınızı kabullenerek yaşıyorsunuz. Neden böyle? Neden siz durmaksızın şartların elverişli olmadığından dem vuruyorsunuz? Çünkü siz modern bir insansınız ve her modern insan gibi mensup olduğunuz yerden kopartılıp alındınız. Bu kadarla kalmadı mensup olmanız gereken yer de tahrip edildi. Daha da korkunç bir şey oldu: Mensubiyet bağı kurmak için gerek duyacağınız üyeleriniz yok edildi.
Sayfa 18·Kitabı okudu
Betül isimli okura yanıt verildi
Ömer Faruk Türkmen
Paragraf gerçekten akıcı, ayrıca çok güzel izah edilmiş durum. Madem merak ettiniz devamını da paylaşayım, meraklar giderilsin :) Anahtar kelime mensubiyet. Hayatımızdaki tamirat mensubiyet suretiyle başarılacak. Bir ailemiz, bir şehrimiz, bir milletimiz, bir devletimiz, bir ülkemiz, bir kültürümüz, bir medeniyetimiz, bir dinimiz, bir mesleğimiz var. Ama biz bu saydıklarımıza mensup muyuz acaba? Hatta bir insanlığa mensup muyuz? Soruyu böylece vazetmek kimilerine çok saçma görünecek. Çünkü en azından yukarıda sayılanların bazılarına mensup olmayı değil, olmamayı daha hayırlı bulanlarımız çıkacaktır. Ama dikkat edin: Ben mensubiyetler arasındaki önceliği tartışmak istemiyorum. Benim öğrenmek istediğim, neye olursa olsun mensubiyetlerimizin korunup korunmadığıdır. Bir şeye mensubiyetimiz oldu mu? Olduysa devam etmekte midir? Modern yaşama biçimi insan elinden çıkma kurumların içini boşalttı. Biz bütün bu kurumların içindeyiz, ama bu kurumlara mensup değiliz. Kurumlar insanların özel katkılarıyla ayakta durmuyor ve bu katkı noksan olduğunda kurum çökmüyor. Çünkü kurumları sadece kurallar, bir bakıma "know-how" ayakta tutuyor. Araya bir iktisadi işletmecilik terimi yerleştirmiş olmamı yadırgamayın. Modern yaşama biçiminin bir işletme hayatından ne bakımdan farklı olduğunu izah edebilecek durumda değiliz. İnsanların insanlarla ilişkisi, insanların kurumlarla ilişkisi, kurumların kurumlarla ilişkisi kısa erimli ve her an yeni şartlarla yeniden tanzim edilmeye elverişli bir sözleşme yürürlükteymiş gibi devam ediyor. Sözleşme dışına çıkıldığında şöyle diyorlar: "Sen sensin, ben de ben." Gerçekte sözleşme dâhilinde de aynı ifade yürürlükte. Sözleşmeyi birbirlerine iki mutlak yabancı gözüyle bakan taraflar yapıyor. Hep birlikte şikâyetçi oldukları şartlara kuvvet kazandırıyorlar. Göründüğü kadar hepimiz aynı dolap içinde, aynı dolap için dönüyoruz. Göründüğü kadar herkes "Sen bensin, ben de sen." demekten kaçıyor. Göründüğü kadar hiç kimse bir mensubiyeti aramıyor.