Çoğu zaman mesele Tanrı’nın ne olduğu değil, bizim onda ne gördüğümüzdür. Sevgi dolu olanlar merhameti görür, zalim olanlar şiddeti. Zeki olanlar aklı görür, aptal olanlar kör inancı; alimler bilimi görür, cahiller mucizeyi.
Yine de hayatı katlanılabilir kılan bazı deneyimler vardır. Bunlar çoğunlukla sanattan gelir. Sanat, kısa bir süreliğine de olsa, sonsuz çabalama ve arzu döngüsünden kaçınabileceğimiz sakin bir durak sağlar.
Lev Tolstoyİvan İlyiç'in Ölümü
İvan İlyiç'in Ölümü, Tolstoy'un yazdığı kısa bir romandır. Kitap İlyiç'in ölümünden başlar ve ilerleyen bölümlerde onun hayatını anlatır. Kitapta farklı bir konu veya niş karakterler yok. İvan İlyiç ismindeki bir hukukçunun sıradan hayatına tanık oluyoruz. İlyiç, herkes gibi okula gidiyor, evleniyor, çocuk sahibi oluyor ve hastalanıp ölüyor. İşte kitabın sıradanlık içindeki sıra dışılığı da burada başlıyor. İlyiç'in hayatını okurken kendinizi bir kapana kısılmış gibi hissediyorsunuz. Ancak romanın dışına çıkıp çoğu insanın İlyiç gibi bir hayat sürdüğünü fark edince dehşete düşüyorsunuz. İnsan kendi kendine sormadan edemiyor. Acaba ben de mi böyle durağan bir hayat süreceğim? Hayata geliş amacım sadece okuyup, evlenip, çocuk sahibi olup; bu dünyadan göçmek mi? Hayatımın sonunda tüm yaşantım boşa geçmiş gibi mi hissedeceğim? Elbette ki İvan İlyiç gibi oldukça sıradan bir yaşam sürmek çok korkutucu. Ancak bazı gerçekleri de göz ardı edemeyiz. Maalesef ki İvan İlyiç gibi yaşamak çoğu insanın kaderi. Kitabın bu konuda aşırı gerçekçi olduğunu düşünüyorum. İvan İlyiç gibi sıradan olmamak, bunun yanında da fazla yüksekten uçmamak gerek.