Amak-ı Hayal (hayalin derinlikleri) dilimizde ilk defa yazılan tasavvufî ve felsefî bir romandır. Edebiyatımızda benzeri olmayan türde, çok derin mânâların rüyalar âleminde anlatıldığı bu kitabın İlk yayınlanma tarihi 1910.
Hikayede iki ana karakter var; kabristanı mesken edinmiş, kendini gizleyen bir Velî olan Aynalı Baba ve iyi tahsil görmüş, materyalist düşüncelerin etkisine kapılmış fakat hakikat hususunda kalbi mutmain olmayan Raci.
Raci kitabın başlarında bir inanç kriziyle karşılar okuyucuyu. Materyalist felsefe içinde kendini tamamen rahat hissedemez. Çünkü dinine bağlı pek iyi bir annenin tam özenli bakımıyla geçen çocukluğu, Raci'nin üzerinde sökülmez bir hiss-i dinî ve yıkılmaz bir düstûr-i ahlâkî bırakmıştır. İslam medeniyeti ile dünya medeniyeti arasında sıkışan Raci Hâkikate giden yolu aramaktadır.
Bilirsiniz bizim bilhassa tarihi kabristanlarımız, mezar taşlarına yazılmış hat yazıları ve ince bir ruhun işlediği taş süslemeleriyle dikkat çeker. Buhranlar içinde ki Raci'de böyle güzelliklere ilgili olduğundan bir gün yol üstündeki mezarlığa kayar gözleri. İşte orada hayatını kökünden değiştirecek olan ve sorularına cevap bulacağı Aynalı Baba'yla karşılaşır.
Aynalı Baba pek az konuşur, kahve içer ve neyini çalar, Raci bu esnada uykuya dalar ve cevapları rüyalar âleminde bulur. İşte bir sual ve cevap:
-Ey Beşeriyet otur rahat et ve sualini sor.
-Bana söyleyiniz, merhamet ediniz, mademki hayattan tiksinip, iğrenmeme rağmen vazgeçemiyorum o halde saâdet nedir?
Bu sırada reis geldi, meseleyi anladı ve huzzâra:
-Buyurunuz şu dertlinin müşkülünü hallediniz, dedi.
Hz.İbrahim "Saâdet, çalışmak, kazanmak ve kazancını hem-cinsiyle paylaşmaktadır"
Hz.Musa "Saâdet, nefsini tutkular firavunundan kurtarmaktadır"
Hz.Adem "Saâdet, şeytana uymamak ve Havva'ya