Vatandaşlar, vergi mükellefleri! Onlar, o halkın kan ve teriyle beslenip iyice semirmiş olan kokuşmuş tahtakuruları bana akıl hastası, diyor. Evet, evet, doğru bu, aklı başında olan her insanı alıp akıl hastanesine tıkı­yorlar, bu her zaman kullandıkları bir numara. Kardeşle­rim, dostlarım, silah arkadaşlarım, açın gözlerinizi artık, kocaman açın, açın da görün kamu mallarının ceplerine nasıl girdiğini, halkın alınterini ve kanını nasıl da çarçur ediyorlar görün bakalım, baksanıza, bizim altı aylık mut­fak masrafımızla bir sütyen alabiliyorlar, şöyle hafif bir yemek yemeleri demek bizim üç aylık tahılımız. Nereye baksam otel ve restoran doldu, rüşvet ve yolsuzluk her yerde, her yer görevini kötüye kullanan vurguncularla doldu taştı. İki yıl belediye başkanlığı yapıp cebine on milyon yuan indir. Sevgili köy halkı, her şeyi benden daha iyi bildiğinizi biliyorum, atardamarlarınıza birer kamış sokmuşlar. Sevgili köy halkı, onların arzuları dip­siz birer okyanustur! Dostlarım, uykulu gözlerinizi açıp gerçeği görün artık!
Sayfa 880·Kitabı okuyor
Hume, Tanrı’nın varlığı ve öz-nitelikleri, evrenin ve insanın Tanrı tarafından yaratılmış olduğu, mucizelerin, peygamberliğin ve vahyin gerçekleşmiş olduğu, ruhun ölümsüz olduğu gibi tektanrıcı din kitaplarında yer alan iddiaların hem a priori açıdan hem de a posteriori açıdan bilinemez olduğunu, bunların bilgi ve akıl yürütme konusu olamayacaklarını, bu iddiaların akla ve deneyime aykırılık oluşturduklarını, insan zihninin sınırlarının ve kapasitesinin bu konularda bir önerme ortaya koymak için yetersiz olduğunu, bu anlamda akılcı ve deneyimci bir teolojinin de olanaksızlık olduğunu, söz konusu iddialara akıl ve deneyim temelinde değil, sadece iman temelinde inanmanın olanaklı olduğunu savunur, ancak iman etmenin de değerli, gerekli ve yararlı bir şey olduğunu düşünmez, bilge insanın bir şeye inanması için akıl ve deneyimi ön plana koyar.
Reklam
“What Tyler says about the crap and the slaves of history, that's how I felt. I wanted to destroy something beautiful I'd never have. Burn the Amazon rain forests. Pump chlorofluorocarbons straight up to gobble the ozone. Open the dump valves on supertankers and uncap offshore oil wells. I wanted to kill all the fish I couldn't afford to eat, and smother the French beaches I'd never see. I wanted the whole world to hit bottom."
Sayfa 123·Kitabı okuyor
Alıntı
Kurgudan doğan din savaşları
Ortaçağda Haçlı Seferleri’nde bir milyonla üç milyon arasında insan öldü. Avrupa’da, çoğu kadın olmak üzere, yaklaşık otuz beş bin insan, dinden çıktıkları ve cadı ya da büyücü oldukları iddiasıyla katledildi, idam edildi veya yakıldı. Avrupa’da 1618-1648 yılları arasında gerçekleşen 30 Yıl Savaşları’nda, en düşük tahminlere göre üç milyon, en yüksek tahminlere göre on bir milyon insan hayatını kaybetti. Fransa’da Protestanlar ve Katolikler arasında geçen dini mezhep savaşlarında, iki ile dört milyon arasında insan öldü. Nijerya İçsavaşı’nda 1960’lı yıllarda bir milyonla üç milyon arası insan hayatını kaybetti. Sudan İçsavaşı’nda 1980’lerde ve 1990’larda bir milyonla iki milyon arası kişi hayatını kaybetti. Din ve mezhep odaklı Lübnan İçsavaşı’nda yüz otuz binle iki yüz elli bin arasında insan hayatını kaybetti. Avrupa’da ortaçağ ve sonrasında yaşanan sıkıntıların benzerlerini biz 20 ve 21. yüzyılda İslam dünyasında yaşıyoruz. İran İslam Cumhuriyeti’nde devrimden sonra, 1981-1985 yılları arasında, yaklaşık 7900 kişi idam edildi. El Kaide, Taliban, El Nusra, IŞİD gibi terör örgütleri binlerce insanın ölümünden sorumlu. Türkiye’de Turan Dursun, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı gibi yazarlar, akademisyenler, dinci terörün kurbanı oldular, katledildiler. Yani bu terörist insanlar bir kurgu ortaya koyuyorlar ve o kurgu üzerinden bir terör eylemi yapıyorlar. Aziz Nesin ateist olduğunu açıkladığı için, canını zor kurtardı Sivas olaylarında, ama o olayda onlarca insan öldü. Maraş, Çorum olaylarında da benzer şeyler yaşandı, yüzü aşkın insan öldürüldü. Bugün, din üzerinden siyaset yapan bir partinin iktidarında, yüzlerce gazeteci, yazar, akademisyen, asker hapiste.
İstiyorum ki, bu konuşmam, bütün yazdıklarım, söylediklerim ve düşündüklerimin en üstünü olsun…Yan, ön ve arka, başka bir bahis açmaya ihtiyacım olmasın… fakat ne mümkün!.. Hamlet’in dediği gibi: -kelimeler, kelimeler, kelimeler!..
“Ekonominin erdemli gelişimi her şeyi silip süpürüyordu. Yaşlılar ortadan kayboluyordu; bu kargaşa karşısında şaşkınlıktan ölmemiş olanlar, yeni bir çöp tenekesinden daha fazla hoşluk sunmayan modern apartmanların dibine büzülüp kalıyorlardı.”
Sayfa 14·Kitabı okudu
Reklam
Reklam