Etrafı sularla çevrili kaşık gibi bir kara parçasından sana duy- gularımı kepçelerle ifade etmeye çalışırken sürç-i lisan ettiysem af- foluna. Esen kal... O'na emanet...
İnsan ve Duygular
Yorulursa gönlün, secdeye var sessizce, Bir rahmet iner kalbine, görünmeden gizlice. Dünya gelir geçer, ömür bir misafirdir, Bâki olan Rabbindir, gerisi bir seferdir. Gece ne kadar uzun, sabah yine doğacak, Her sabrın sonunda umut çiçeği açacak. Bir damla gözyaşını Rabbin zayi etmez hiç, Rahmetine sığınan, ümitsiz kalmaz hiç. Ne mala güven gönül, ne de gelip geçene, Asıl zenginlik saklı, Allah'a yönelende. Bir "Elhamdülillah" bazen ömre berekettir, Bir içten edilen dua, nice derde devadır. Ey gönül! Unutma sen, yolun O'na varıyor, Her adımın sonunda rahmet seni sarıyor. Yeter ki ümit kesme, kapısından bir an bile; Çünkü en güzel kavuşma, Rabbine kavuşmak ile.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kireneli Hegesias (MÖ 290 civarı)
Antik Yunan'da hazcılığı (hedonizm) savunan Kirene Okulu'na mensup bir filozoftur. Ancak hazcılığı o kadar uç ve karanlık bir noktaya taşımıştır ki felsefe tarihine "Ölüme İkna Eden" (Peisithanatos) lakabıyla geçmiştir.
1000Kitap
بِسْــــــــــمِ ﷲِالرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Yahut, "Allah beni doğru yola iletseydi elbette O'na karşı gelmekten sakınanlardan olurdum" demesin. Yahut azabı gördüğünde, "Keşke benim için dünyaya bir dönüş daha olsa da iyilik yapanlardan olsam" demesin. Zümer Sûresi 57-58. Ayet
Din İslam
Eğitim Bürokrasisinin Küllerinden Doğan Yasal İnfaz
"Teach You a Lesson", Güney Kore’nin sterilize edilmiş, veli baskısı ve statü hırsıyla felç edilmiş eğitim sisteminin damarlarına zerk edilen bir adrenalin dozu değil; o damarlardaki kangrenleşmiş çürümeyi cerrahi bir hassasiyetle kesip atan, kusursuz bir sistem infazıdır. Diziyi diğer intikam anlatılarından ayıran temel omurga, Na Hwa-jin karakterinin sıradan bir kahraman değil, devletin kendi bürokratik boşluklarını kullanarak yasal bir cellat rolüne bürünmesi ve sistemi, kendi yarattığı canavarları kendi silahlarıyla boğmaya zorlamasıdır. Burada izlediğimiz şey, basit bir okul draması veya tipik bir gençlik dizisi değildir; hiyerarşinin en altından en üstüne kadar yayılan, korunaklı ayrıcalıklı zorbalık virüsüne karşı geliştirilmiş, devlet destekli bir savunma mekanizmasıdır. Dizinin piyasadaki yüzeysel intikam dizisi veya aksiyon serisi etiketleri, içerdiği o karanlık sosyolojik gerçeği ve sistemin acizliğini örten bir perdeden ibarettir. Eğitim sistemi artık bir öğrenme yuvası değil; güçlü olanın zayıfı mülkiyet edindiği, adaletin ise ancak okul sınırları dışındaki o gri alanlarda, Na Hwa-jin’in sert müdahaleleriyle sağlandığı bir gladyatör arenasına dönüşmüştür. Na Hwa-jin’in uyguladığı disiplin yöntemleri, kaba kuvvetin bir eğitim metodu olarak trajikomik ve acımasız bir parodisini yapar. Dizi, zorbaların kendi manipülasyon teknikleriyle alt edilmesini sağlayarak sadece izleyicinin adalet arzusunu tatmin etmez; aynı zamanda sisteme çarpıcı bir ayna tutar: Reformun imkansız olduğu, ahlaki yozlaşmanın kanıksandığı bir düzende, yıkım artık tek rasyonel seçenek haline gelmiştir. Dizinin en özgün yanı, suçun ve cezanın sınırlarını bulanıklaştırıp, izleyiciyi adalet için şiddet meşru mudur? sorusunun tam ortasına, yani çıkışı olmayan o ahlaki labirente hapsetmesidir.
Türkiye'nin çok partili siyasi tarihine baktığımızda, liderlerin yakın çevrelerinin, kardeşlerinin ya da çocuklarının ticari faaliyetleri neredeyse her dönem siyasetin en büyük kriz ve tartışma başlıklarından biri olmuştur. Siyaset sosyolojisinde ve hukukta bu durumun kronik bir sorun olmasının temel sebebi, "siyasi güç ile ticari faaliyetin yapısal olarak birbirinden ayrıştırılamamasıdır." Liderin akrabası ne kadar "kendi bileğinin hakkıyla" ticaret yaptığını savunursa savunsun, o ismin arkasındaki siyasi gölge; bürokraside kapıların daha hızlı açılmasına, kredilere daha kolay erişilmesine veya denetimlerin gevşemesine yasal ya da psikolojik bir zemin hazırlar. 1970'li yıllarda Süleyman Demirel'in başbakanlığı döneminde, yeğeni Yahya Demirel üzerinden patlak veren "Hayali İhracat" skandalı, Türkiye'nin yolsuzluk tarihinin en bilinen sembollerinden biridir. Olayın Özü: Yahya Demirel, mobilya ihraç ediyormuş gibi sahte belgeler düzenleyerek devletten yüksek miktarda vergi iadesi (teşvik) almıştı. O dönem yapılan incelemelerde, ihraç edildiği beyan edilen ceviz kaplamalı lüks mobilyalar yerine yurt dışına aslında değersiz sunta veya kereste gönderildiği ortaya çıktı. Siyasi Etkisi: Bu skandal, Demirel'in siyasi kariyerinde muhalefet tarafından (özellikle Bülent Ecevit liderliğindeki CHP tarafından) en sert eleştirilen zayıf nokta oldu. Demirel, "Yeğenimin yaptığı ticaretten ben sorumlu değilim" dese de, kamuoyunda "devlet imkanlarının aileye sunulması" algısı kalıcı hale geldi. 1990'larda ise bu kez Demirel'in diğer yeğeni Murat Demirel'in adı Egebank'ın içinin boşaltılması skandalına karışacaktı. 1980'li yıllarda Turgut Özal, Türkiye'yi dışa açık kapitalist bir ekonomiye dönüştürürken, ailesinin ve çocuklarının yaşam tarzı ile ticari ilişkileri "Özalizmin" en çok
Sosyoloji