Selamlar,
Bugün sizlerle çok beğenerek okuduğum "Frankenstein" adlı kitap hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
Kitap; Victor adında aileden zengin bir doktorun, ölümü Tanrının eksikliği olarak düşünmesi ve kendini tanrıdan üstün görüp ölümsüz bir canavar yaratmasını konu alıyor. Öncelikle Victor'un çocukluğundan bahsetmek isterim. Kendisi zamanının en başarılı doktorlarından birinin oğludur. Babası son derece katı ve kuralcıdır öyle ki ilk oğlu Victor'a doktor olmaktan başka bir çare bırakmamıştır. Victor'a küçük yaşlardan itibaren insan vücuduyla ilgili her şeyi öğretmiş ve ezberletmiştir.
Babasının aksine, Victor'un annesi oğluna çok kıymet veren, onunla güzel vakit geçiren oldukça ilgili bir annedir.Fakat ikinci oğlunun doğumu esnasında hayatını kaybeder ve bu ani ölüm Victor'u çok etkiler. Bu olay onun için bir dönüm noktasıdır. Victor annesini kurtaramadığı için babasına meydan okur ve ölümsüzlüğü bulacağına dair yemin eder.
Türlü araştırmalar, yardımlar ve hatta karşı çıkmalar sonucunda , Victor bir varlık yaratmayı başarır. Bu varlık başlarda Victor için en büyük mutluluk kaynağıdır keza Victor tanrıdan üstün olduğunu kanıtlamıştır bu varlıkla. Yoktan bir canavar yaratıp ona can vermek...
Fakat sonrasında Victor ne kadar büyük bir hata yaptığının farkına varacaktır. Başlarda adeta yeni doğmuş bir bebek gibi Victor'a muhtaç olan yaratık, zamanla gücünün farkına varır ve tıpkı bir insan gibi yaşamak ister. Victor'dan kendisine bir eş yaratmasını ister fakat Victor, artık üzerindeki kontrolünü kaybettiği yaratıktan bir tane daha yaratmayı reddeder ve böylece Yaratık ve Victor arasındaki savaş başlar...
***
Kitapla ilgili yorumlarım: Bence kitap 1800'lü yıllarda yayımlanmış olmasına rağmen günümüz dünyasına ayna tutan bir kitap. Ne yazık ki insanoğlu
İnsan, yanlış seçimleri yüzünden değil; başka bir hayatın daha mutlu olacağına inandığı için yorulur. Oysa huzur, farklı bir hayatta değil, sahip olduğun hayatı kabullenip ona anlam katabilmektedir.”
Maggie, anne babasından görmediği ilgiyi ve sevgiyi başkasında arıyordu aslında. Yaş aldıkça ailesinin ona sunduğu hayatı sevmemeye başladı. Ona vermedikleri sevgiyi düşündü ve yanlış bir aşkın pençesine düştü.
Sokak Kızı MaggieStephen Crane · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20202,093 okunma
Eric Fromm’un Sahip Olmak Ya Da Olmak kitabın “Geleneksel öğreti mi ruhsal maneviyat mı” ikilemini, Fromm’un kendi terminolojisine sadık kalarak yazdığı denemelerden oluşuyor. İzleği yol boyunca ontolojik varoluşun temel dinamiklerini ve metodolojisini ortaya koymaya çalışmış. Kavramsal çatışmayı inşa ederken; teolojinin, materyalist kapitalizm eleştirisinin, mistisizminin, felsefi antropolojinin ve dünya edebiyatının kanonik isimlerinden faydalanıyor.
İzlediği bu kapsamlı yolda benim ilgimi çeken kısımlar Özelikle teolojik katmanlar oldu. Metnin büyük bölümünün; Hristiyanlığın, Yahudiliğin ve Doğu öğretilerinin arketiplerinden ve mitsel anlatılarından yoğun biçimde beslendiğini görebilirsiniz.
Benzer bir varoluşsal potansiyele sahip dinsel dogmaları ve ajitasyon ritüelletini keskin bir dille reddetmiyor Aksine varoluşun ontolojik temellerinin inançlar üzerine kurulu olduğunu kabul ederek teslim oluyor. Bunun yanında; sıklıkla madde ile ruh arasındaki çatışma üzerinde duruyor. manevi inaclar ile şahsi çıkarlar arasındaki ayrılmaz iletişimi reddederken hümanist psikanalizinde kronolojik veya kavramsal olarak nasıl bir konuma karşılık geldiği üzerinde duruyor. Ona göre; sibernetik insan artık teolojik öğretileri yüzeyde kabul etse de, derinde kendini tanrı ilan ederken farkında olmadan resmi ve gayri resmi birçok dine bağlı hareket ediyor. Açıkçası bu haliyle bir sistem eleştirisi gibi dursa da; putlaştırdığımız birçok kavrama ve toplumsal sorunlara karşı da etkili bir farkındalık oluşturuyor.
Kapitalizmin insanı nesneleştirdiği ve "ne kadar mülke sahipsen, o kadar varsın" dediği 20. yüzyılda Fromm, teolojiyi tersyüz ederken, sosyal ilişkilerimiz üzerinden de farklı örneklerle tezini güçlendiriyor.
Evet “sahip olduğun kadar varsın” mottosu kesinlikle tersyüz
Bu kitabı okurken en sevdiğim şey bana iyi hissettirmesi oldu. Büyük olaylardan çok, verdiği sıcak ve huzurlu atmosferle öne çıkıyor. Yoğun ve stresli bir dönemin ardından okumak bana çok iyi geldi. Sayfaları çevirirken kendimi rüya dükkanının içinde dolaşıyormuş gibi hissettim.
Ayrıca uzun zamandır bu kadar özgün bir konuya sahip bir kitap okumamıştım. Rüyalar üzerinden insanların duygularını, isteklerini ve hayatlarını anlatması çok hoşuma gitti.
Başta sıkılır mıyım acaba demiştim çünkü bu tarz kitaplar okumaya alışık değilim. Fakat hiç sıkılmadan kısa sürede okudum. Okurken yormayacak sade bir dille yazılmış.
Farklı dünyaları keşfetmeyi sevenlere ve sakin, huzurlu bir okuma deneyimi arayanlara önerebilirim…
sevdiğim biri kubrick yapımlı otomatik portakal filmini izlememi önermişti izlemesi biraz zor bir filmdi keza kitabın bazı bölümleri de aynı şekilde. fakat içinde bulunduğumuz çağdan ötürü o denli zorlayıcı mide bulandırıcı bir etkisi olmadı. belki 20 yıl önce okuyor olsaydım daha rahatsız edici olurdu çünkü bu tarz şeylere daha az maruz kalıyor olurdum.
yakın zamanda yaşananlara pek benzer, bu çağa çok yakın kitapta anlatılanlar. bu benzerliğin nedenini ya yazarların bir kahin gibi geleceği gören insanlar olmasına yahut da insanoğlunun her çağda aynı olmasına bağlıyorum.
kitapta bir kötüyle, küçük alex`le, kardeşinizle empati kuruyorsunuz. yani bende öyle olmuştu. saf kötüyle empati kurmak kulağa tuhaf geliyor. ayrıca zaman zaman duygulandırdı beni alex`in yaşadıkları, sistemin ona yaşatıkları.
kitabın son bölümünün tartışma konusu olduğunu duymuştum. alex`in iyiye yönelmesi, iyi bir insan olmayı düşlemesi. içindeki kötülüğü yok edebileceğini kabul etmemiş bazıları fakat bence güzel bir son olmuş. kötü neden iyiye evrilemesin ki? iyinin kötüye dönüşmesi mümkünken. çoğumuz dönem dönem kötü insan oluruz. alex de kötü insan olduğu dönemi yendi. bu dönem ara sıra tekrarlar ama belki de bu denli ağır ve yıkıcı olmadan.
biraz kitaptan bağımsız bir yazı oldu kusura bakmayın buraya kadar okuduysanız filmi kesinlikle izleyin derim.
teşekkürler.
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,1bin okunma