Öhh öhhöo ben geldim:) selamlar efeniimm buyurunuz küçük bir inceleme;)
Frankenstein ya da Modern Prometheus – Mary Shelley
(1818’de yazılmış, hâlâ bazı modern insanlardan daha ileri. ;))
İnsanın sınır tanımayan merakı, bazen onu bilgiyle kutsarken bazen de… kabuslarla baş başa bırakıyor. Victor Frankenstein, hayatı sorgulamaktan öteye geçmiş, ölüme bile “bi deneyelim bakalım” demiş biri. Ceset parçalarından bir varlık yaratıyor ama sonra ona “bu ne ya böyle?” diyerek arkasını dönüyor. Terk edilen bu “canavar”, toplumun da pek sıcak yaklaşmamasıyla birlikte bir intikam yolculuğuna çıkıyor. (Yani her gün sevgisiz büyüyen çocuklarımıza ne oluyorsa, o.
Mary Shelley, bu eseri 19 yaşında yazmış. Evet, yanlış okumadınız. 19. Biz bu yaşta… Neyse.
Kitap aslında sadece bir korku hikâyesi değil. Etik, bilim, vicdan, aidiyet ve dışlanmışlık üzerine ciddi bir sorgulama. Ve soruyor:
Birini yaratmak mı daha büyük günah, yoksa onu sevgisiz bırakmak mı?
Victor’un kendini tanrı sanması, sonra işin içinden sıyrılmaya çalışması… Biraz günümüz yöneticileri gibi: Başta heves, sonra vefasızlık.
Yaratığın ise “canavar” olması, onun ruhunun karanlığından değil; insanların gözlerindeki önyargıdan geliyor.
İçimizi yakalayan tarafı da burası zaten. Belki de en çok anladığımız karakter o, çünkü o en dışlanan. Ve bazen en çok dışlanan, en çok hissedendir.
Mary Shelley'nin bu romanı, sadece bilimkurgunun değil, insanlığın vicdan sınavı da diyebiliriz.
Kısacası: Okuyun, okutun. Ama kimseyi öcüleştirmeyin.
Ben şimdi gidip, Victor’un sorumluluk bilincini sorgularken bir kahve koyayım.
Yaratık da gelse içeriz yani, yeter ki insan gibi konuşsun.
Keyifli okumalar efenim;)