Orta Asya'daki ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlı Devleti ile başlayan Türk boylarının İslam yolculuğu bugüne kadar devam ede gelmiştir. İbn-i Haldun'un dediği gibi devletlerde insanlar gibi doğar, büyür ve sonunda ölür. Yaklaşık bin iki yüz yıllık serüven de Türklerin ehl-i kitap olan Yahudilik ve Hristiyanlık özelinde de bu dinlere katılımlar olmuştur. Özellikle Avrasya'da yaşayan müslümanlar komünist Rusya tarafından zulme uğramış milyonlarca insan bulundukları topraklardan sürülmüş, toplu kıyım, ötekileştirme ( din değiştirme), kendi halkları ile zorla evlendirme, çocuğu olanların ellerinden alınarak parçalanan aileler, kendi kültür ve dinlerine düşman yetiştirilen nesiller gibi farklı muamelelere maruz kalan Müslüman Türklerin yaşadıkları ortadadır. Bir diğer mezalim ve ötekileştirme ( din değiştirme olarak değil ama dinsizleştirme) çabalarının yaşandığı Anadolu toprakları.
Osmanlı Devleti'nin yıkılmadan önce devleti kurtarmak için aranan reçetelerden olan Osmanlılık, İslamlık, Batıcılık, Türkçülük bu akımlardan ikisi sadece ayakta kalmıştır. Özellikle son dönemlerde İslamlık ve Türkçülük akımları birbirlerine ideolojik olarak yaklaştıkları durumlarda olmuştur. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı ile yıkılmış, vatanını müdafaa için istiklal savaşını vermiş olan müslüman halk, savaşın sonunda dinini aynı şekilde yaşayamayacağını asla bilemezdi. Bin yıllık süren Türk Müslüman birlikteliği önder'in İslam özelinde dinleri yerin dibine batması gerektiğini ve kendi fikirleri özelinde de İslam'ı, tıpkı Hristiyanlık gibi reforma tabiî tutmak istemiştir. Hristiyanlık tarihinin büyük kopuşlarından biri olan Martin Lutherin yayınladığı bildiri ile sözde Hristiyanlık reforme edilmiş, halk dinini daha rahat öğrenebilmenin adımları atmanın yanında halk dinini ne