9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 46. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 16:12
Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün sizlere Abdurrahman Tunçel'in kaleminden Eşref-i Mahlûkat İnsan adlı kitabın yorumuyla geldim. Kitabı okumaya başlamadan önce arka kapakta çok hoşuma giden cümleyi sizlere paylaşmak istiyorum: "Çağımızın insanı, elinde tuttuğu maddi kudretin zirvesindeyken, ruhunun vadilerinde en büyük yoksulluğu tecrübe etmektedir." Bu cümleden sonra dedim ki beni harika bir eser bekliyor. Tamamen beklentimi karşılayan bir eser oldu. Kitap 5 fasıldan oluşuyor. Yaşadığımız dönem karmaşık ve bir o kadar da zor. Teknoloji, insanlar, ekonomi aklınıza gelecek her şey aslında çağın zorluğunu gösterirken; bizlerin nasıl etkilendiğini de hemen hemen hepimiz fark ediyoruz. Bu kitap da o karanlık karmaşaya bir ışık olmak adına bizlerle. Bununla baş etmek için yazarımız kitabında maneviyatı ele alarak, vücudumuz gibi ruhumuza da önem vermemiz gerektiğini savunuyor. Dini boyutta birçok satırları, ünlü sözlerle harmanlayarak sunuyor. En sevdiğim konulardan biri de felsefe ve din ilişkisi üzerinde hasbihal etmek. Kitapta en sevdiğim filozofları görünce ayrı bir heyecanlandım. Yazarımız çağın nasıl bir evrede olduğunu, neler yapabileceğimizi anlattığı ve bizlere yol gösterdiği bu eseri tam bir sohbet havası eşliğinde okurken; son sayfalarda olan şiirler ise tam bir tamamlayıcı nitelikteydi. Her sayfa sanki sohbet eder gibi karşıladı beni. Hayat bizlere emanet ve bu emaneti anlamlı, bizlere iyi gelecek şeylerle dolduralım. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Kendinize iyi bakın...
Eşref-i Mahlukat İnsanAbdurrahman Tuncel · Harika Yayınları · 20267 okunma
Antropolog Lesser'ın seçme makaleleri: teori ve pratik
9/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 58. kitabı
Lesser, 1939'da yazdığı bir makalede, toplumsal gerçekliğin bir bütün olduğunu, psikoloji, ekonomi, tarih gib ayrı bilim dallarına bölünmenin eksikliğini, sadece yardımlaşmalarının bile yeterli olmadığını, temel ve merkezi bir toplum bilimine gereksinim olduğunu söylüyor. Günümüzde bile bu güzel fikir uygulanmayı bekliyor. Toplumun da insan ilişkilerinden oluştuğunu vurguluyor. Çünkü, ona göre, kapalı, geçirimsiz, sabit topluluk olmadığını, bütün toplulukların, doğrudan veya dolaylı, bir şekilde birbirleriyle ilişki içinde olduğunu düşünüyor. Bu açıdan, herhangi bir topluluğu incelerken, doğal çevresi kadar toplumsal çevresini ve aralarındaki ilişkiyi de dikkate almak gerekir. Lesser'ın antropolojiye en önemli katkısı, tarihi vurgulaması. Tarihin, toplulukların kurumsal şekilleri içindeki davranışlarına içkin olduğunu düşünüyor. 1933'teki bir makalesinde dediği gibi, insan deneyiminde öne çıkan ne varsa yok olmuyor; bir şekilde kültürün bir parçası oluyor veya kültürün başka yönleri üzerine etki ediyor. Tarihin yanı sıra, kültürel kurumlar arasındaki ilişki ve bağlantılara önem veriyor. Tarihe önem vermesi araştırmalarına zamansal derinlik kazandırırken, kurumların işlevleri üzerinde durması, incelemelerine eşzamanlılık kazandırıyor. Bu ilişkilerin farklı tarzlarını ve yoğunluklarını inceliyor. Dolayısıyla, işlevsel incelemelerine tarihsel bir yaklaşım getirmiş oluyor. Lesser'in makalelerinin derlemesinden oluşan bu kitabın teorik kısmından sonra pratik çalışmalarına dair görüşleri geliyor. Teorik makaleleri nasıl günümüz bilimine ışık tutan nitelikteyse, pratik çalışmalarına dair görüşlerini sergilediği bu makaleleri de günümüz toplumsal, kültürel ve siyasal sorunlarına dair ufuk açıcı. Amerika'daki - yazının yazıldığındaki - mevcut yerlilerin topluma ve
İnceleme
History, Evolution and the Concept of CultureSidney W. Mintz · Cambridge University Press · 20091 okunma
Reklam
Puan vermedi·97 syf.··
2026 28. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 14:20
Nero Tragedyası, yalnızca tarihi bir dönemi sahneye taşıyan bir eser değil; iktidarın insan ruhunda açtığı yaraları, gücün yozlaştırıcı etkisini ve toplumların sessizliğini sorgulayan çok katmanlı bir anlatı. Kitabı okurken gerçek Roma İmparatorluğu’ndan birebir bir kesit beklemek yerine, onun atmosferinden beslenen sembolik bir dünya ile karşılaşıyoruz. Yazarın amacı tarih dersi vermek değil; Roma’nın ruhunu kullanarak evrensel bir eleştiri ortaya koymak. Bu nedenle metinde bazı kavramların çevrilmek yerine özgün hâlleriyle bırakılmış olması dikkat çekiyor. İlk başta alışması zaman alsa da bu tercih, dönemin hissiyatını koruyor ve anlatının inandırıcılığını güçlendiriyor. Dildeki bu yaklaşım, okuyucunun kendisini sıradan bir tarih romanında değil, bilinçli olarak inşa edilmiş bir sahnenin içinde hissetmesini sağlıyor. Eserin merkezinde elbette Nero var; ancak asıl anlatılan tek bir kişinin hikâyesinden çok, sınırsız gücün nasıl bir yıkıma dönüşebileceği. Hırs, korku, sadakat, ihanet ve vicdan gibi kavramlar karakterler üzerinden sürekli sınanıyor. Özellikle iktidarın çevresindeki insanların suskunluğu ve çıkar ilişkileri, trajedinin büyümesine zemin hazırlıyor. Bu yönüyle kitap, yalnızca bir hükümdarı değil, onu mümkün kılan düzeni de sorguluyor. Bence eseri ilgi çekici kılan en önemli noktalardan biri de geçmişi anlatırken bugünü düşündürmesi. Otoritenin sorgulanmadığı, insanların korku ya da çıkar nedeniyle sessiz kaldığı her sistemde benzer döngülerin yaşanabileceğini hissettiriyor. Bu yüzden anlatılanları günümüz siyaseti, toplumsal düzen ve güç ilişkileri açısından yorumlamak mümkün. Kitap açık cevaplar vermekten ziyade okuyucuyu kendi çıkarımlarını yapmaya davet ediyor. Final bölümü ise uzun süre etkisini koruyan bir kapanış sunuyor. Olayların çözülmesinden
Nero TragedyasıGaius Flavius Divinus · Harmonia Yayınevi · 20267 okunma
"Bazı Dünyalar Omuzlarda Değil, Yürekte Taşınır..."
9/10
·336 syf.·
2026 15. kitabı
Nurullah Genç'in Omuzlarımda Dünya adlı eseri, yazarın çocukluk ve gençlik yıllarını anlattığı, yaşanmış olaylardan oluşan etkileyici bir hatırat kitabıdır. Kitap, okuyucuyu Anadolu'nun zorlu yaşam koşullarına götürürken aynı zamanda bir insanın hayallerine ulaşmak için verdiği mücadeleyi gözler önüne seriyor. Eseri okurken yalnızca Nurullah Genç'in hayatına tanıklık etmiyor, aynı zamanda sabrın, çalışmanın ve kararlılığın insan hayatını nasıl değiştirebileceğini de görüyoruz. Kitapta yazarın çocukluk döneminde karşılaştığı maddi imkânsızlıklar, eğitim hayatında yaşadığı güçlükler ve ailesinin fedakârlıkları samimi bir dille anlatılmıştır. Özellikle babasının eğitime verdiği önem ve çocuğunun geleceği için gösterdiği çaba oldukça etkileyicidir. Bu yönüyle eser, aile desteğinin bireyin hayatındaki önemini güçlü bir şekilde hissettirmektedir. Eserde dikkatimi çeken en önemli noktalardan biri, yaşanan tüm zorluklara rağmen umudun hiçbir zaman kaybedilmemesidir. Yazar, karşısına çıkan engelleri birer mazeret olarak görmek yerine onları aşılması gereken basamaklar olarak değerlendirmiştir. Bu nedenle kitap, okuyucuya pes etmemeyi ve hedeflerinden vazgeçmemeyi öğütleyen güçlü bir mesaj vermektedir. Nurullah Genç'in anlatımı sade, akıcı ve içtendir. Olayları anlatırken kullandığı samimi dil, okuyucunun kendisini hikâyenin içinde hissetmesini sağlıyor. Bazı bölümlerde hüzünlenirken bazı bölümlerde tebessüm ediyor, yazarın yaşadığı duyguları paylaşabiliyoruz. Bu da kitabın etkisini artıran önemli özelliklerden biridir. Omuzlarımda Dünya, yalnızca bir biyografi ya da anı kitabı değildir. Aynı zamanda emek, fedakârlık, aile sevgisi, eğitim, umut ve başarı üzerine önemli dersler veren bir eserdir. Kitabı bitirdiğimde, insanın istediği hedeflere ulaşabilmesi için sahip olduğu
Omuzlarımda DünyaNurullah Genç · Timaş Yayınları · 20242,036 okunma
Antropolojik tarihsel materyalist inceleme
8/10
·262 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
Donald L. Donham, Marksist bir Amerikalı antropolog. Cinsiyet ve milliyetin (bu eserinde daha ziyade cinsiyet var) sınıf kadar önemli olduğunu düşünüyor. Sınıfsal eşitsizlikler gibi bunlar da temel olan üretimdeki eşitsizliğin yeniden üretilmesine neden oluyor. Ancak, sınıf dışındaki bu iki unsura eşit derecede önem vermesi tartışma götürür. Nitekim, yazarın kendisi de, eşitsizliklerin temelinde maddi gerçeklik olduğunu söylemekle birlikte, bunun düzenli oluşumunun anlam ve eylemin bir aradalığı olduğunu düşünüyor. Yazara göre, güçle veya eşitsizlikle ilişkili bu iki unsur tarihsel bir inceleme için vazgeçilmezdir. Nitekim, Marksizmin temel niteliklerinden biri tarihsel incelemedir. Ancak, bunu klasik marksizmdeki gibi zaman içindeki büyük ölçekli değişimler için değil, zamanı dikkate alarak yapıyor; bir başka deyişle olayların zamansallığını önemsiyor. G. Etyopya topluluğu olan Maale'yi bu yaklaşımla ele alması, Batı ve Batı-dışı, "sıcak" (değişken) ve "soğuk" (durağan) gibi ayırıcı ikilikleri kabul etmediğini ortaya koyuyor. Donham'a göre, zamanı dikkate alan bütünlüklü bir incelemenin dönemselliği (üretim şeklinin görece kararlılığı ve karaktersiktikliği) ve tarihselliği (belirli yerel olaylara duyarlılık) bir arada hesaba katmalıdır. Örneğin, kapitalistin işçiyi sömürdüğünü göstermek için dönemsel inceleme yeterlidir. Ama ücretlerin nasıl belirlendiğini anlamak için tarihsel unsurları (sınıfsal bölünmeler ve bunların üretimdeki işleyişi, devletin bu sınıflarla ilişkisi) ele almak gerekir. Bir de, zamansallıkla birlikte mekânı dikkate almalıdır. Çünkü, mekân ölçeği büyüdükçe üretim şekli de değişir. Örneğin bu eserinde yazar, G. Etiyopya'da bir şeflik olan Maale'nin 1975'teki devrimden sonra kurulan imparatorluğun bölgesel bir yönetim yeri olunca, üretim
İnceleme
History, Power, IdeologyDonald L. Donham · University of California Press · 19991 okunma
7/10
·96 syf.··
2026 89. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 22:53
Romanın Türkçedeki adı Şeylerin Ağırlığı olsa da, bana kalırsa Almanca özgün adı Die Schwerkraft der Verhältnisse kitabın asıl meselesini çok daha iyi yansıtıyor. Çünkü Almancadaki Verhältnis kelimesi Türkçede tek bir sözcükle karşılanamıyor; hem insanlar arasındaki ilişkileri, hem bireyin içinde bulunduğu koşulları, hem toplumsal düzeni, hem de kişinin bakış açısını içeriyor. Roman boyunca aynı olayın, aynı kişinin ya da aynı nesnenin farklı karakterler için bambaşka anlamlar taşıdığını görüyoruz. Birinin yük olarak taşıdığı şey, diğerinin imrendiği bir ayrıcalık haline gelebiliyor. Romandaki "ağırlık" da yalnızca nesnelerin ya da yaşanan olayların ağırlığı değil; insanların birbirleriyle, geçmişleriyle, toplumla ve aynı nesnelerle kurdukları ilişkilerin ağırlığı. Schwerkraft sözcüğünün "yerçekimi" anlamı burada özellikle önem kazanıyor. Karakterler, tıpkı yerçekiminden kaçamayan cisimler gibi, kendi ilişkilerinin, koşullarının ve bakış açılarının çekim alanında yaşıyorlar. Belki de romanın en etkileyici yanı, aynı nesnenin bile farklı insanlar için bambaşka bir ağırlık taşıyabildiğini göstermesi. Ağırlık nesnenin kendisinde değil; onunla kurulan ilişkide, ona yüklenen anlamda ve içinde bulunulan koşullarda yatıyor. Bu da özgün başlıktaki Verhältnisse kelimesini romanın anahtarlarından biri haline getiriyor. Kitabı bir ilk roman olarak oldukça güçlü buldum. 90 sayfada bu kadar yoğun bir meseleyi taşıyabilmesi etkileyici. Yazarın sonraki kitaplarının da Türkçeye çevrildiğini görmek isterim.
Şeylerin AğırlığıMarianne Fritz · Jaguar Kitap · 2023280 okunma
Reklam
Reklam