Somut bir ölüm, kalbin duran ninnilerine gebe iken soyut bir ölüm, atan kalbin her seferinde acı içinde inlemeseydi. Her atışta başka bir can yok oluyor, her ninnide ölüm avuçların içine kazınıyordu.
Renkler, insanın ruhuna bulaşan izleri gizleyen bir kalkandı; her insanın ruhunun bir rengi vardı ve bu renk, doğduğumuz zaman kaderimize çizilir, yolumuzu sadece o renkler aydınlatırdı. İnsan farkında olmadan o ışığın izinde ilerler ve umudu, ruhunun rengi olurdu.
Bir gece vakti bu satırları yazıyorum. Okumaya başlamam ile bitirmem aynı zamana tekabül ediyor çünkü hiç ara vermeden okuyup tamamladım bu iç yakan hikâyeyi. Hikayenin gerçek olduğunu bilmek duyguları çok daha yoğun yaşamamıza sebep oluyor çünkü şu an içinde bol miktarda üzülme ve kırgınlığın olduğu bir ruh hali içindeyim. Gülşah'a kırgınım, Gülşah için üzülüyorum. Şahin'e kırgınım, Şahin için üzülüyorum. Onlar için bir ihtimal daha olabilirdi, eğer ki Gülşah bu kadar ani bir karar almasaydı. Şahin başındaki belaları def edip sevdiği kadına ulaşmak için bu kadar acımasız bir yol tercih etmeseydi. Sonra yine dönüp bakıyorum ve diyorum ki hiç kimse Gülşah'ı yargılayacak bir pozisyonda olamaz, yaşanan o kadar olayın ardından, girdiği o kadar çıkmazdan sonra. Kitapla ilgili unutamayacağım bazı detaylar var ve bunları buraya kaydedeceğim ki dönüp baktığımda üzse de hatırlayabilmek için. Aklımdan, Şahin'in son sahnede canı çıkarmış gibi ağlamasını, Gülşah'ın içinde bulunduğu konum yüzünden sevdiği adama son defa sarılamamasını ve en çok da bu kadar saf ve güzel bir aşk okumuşken kavuşamadıklarını hiç ama hiç çıkaramayacağım. Yazdıklarımdan da anlaşılacağı üzere çok severek okuduğum bir kitap oldu.