Kitabın isminin bana oldukça çekici gelmesi ve Dostoyevski’nin yazmış olduğu ilk romanı olmasından dolayı okuduğum ve iyi ki okudum dediğim bir kitap oldu. Bir ilk olduğu için hem Dostoyevski’nin hem de Rus Edebiyatı’nın gelişiminde(etkilediği ve etkilendiği yazarlar, akımlar ve klasik Rus romanı konuları)çok önemli yere sahip olduğu ön söz kısmında belirtilmiş. Bunun yanı sıra kitabın dilimize çevirisi ile de hoş bir dipnot bulunuyor. Orijinal dilinden Türkçe’ye asıl çevirisi 1954 yılında İnsancıklar ismiyle çevrilmiş. Ancak “Yoksul İnsanlar” ve “Zavallı İnsanlar” anlam olarak orijinaline daha yakın olsa da “İnsancıklar” gibi zarif bir buluş bir sonraki çevirilerde dahi korunmuş (iyi ki de korunmuş) ve günümüze ulaştırılmış. Kitabın içeriği dışındaki önemli unsurlara kısa bir değindikten sonra içeriğe dönelim.
Kitapta ana hikaye Makar Alekseyeviç ile Varvara Alekseyevna’nın, uzaktan akrabalığı bulunan bu iki alt tabakadan insanın ya da insancığın birbirlerine destek olmak için ve yaşantıları boyunca çektikleri yoksulluğu, diğer sıkıntıları biraz da olsun unutabilmek için sürekli mektuplaşmaları, zorluklara beraber göğüs germeye çalışmaları olağanüstü bir gerçeklikle ve etkileyicilikle işleniyor. Sayfalar ilerledikçe okuyucuya sosyal statüleri ve yoksulluk olgusunu, insanların mutluluk sınırının ne kadar değişebildiğini ve buna çevrenin de etkisini sorgulatan, en basit şeyler için dahi kaderinize şükretmeye sevk eden ve ana hatlarıyla hayatımızın bütün gerçekliğini okuyucunun gözü önüne seren değerli bir kitaba dönüşüyor.
Son olarak içeriğin etkileyiciliğine ithafen Dostoyevski’nin , kitabı yayımlayacak olan Belinski’ye yazıyı vermesi sonrası Belinski romanı okuduktan sonra Dostoyevski’ye şöyle diyor;
-Siz kendiniz anlıyor musunuz? Ne yazmış olduğunuzu anlıyor