Onur Uzun

9/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2020 31. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2020 03:24
Kitabın isminin bana oldukça çekici gelmesi ve Dostoyevski’nin yazmış olduğu ilk romanı olmasından dolayı okuduğum ve iyi ki okudum dediğim bir kitap oldu. Bir ilk olduğu için hem Dostoyevski’nin hem de Rus Edebiyatı’nın gelişiminde(etkilediği ve etkilendiği yazarlar, akımlar ve klasik Rus romanı konuları)çok önemli yere sahip olduğu ön söz kısmında belirtilmiş. Bunun yanı sıra kitabın dilimize çevirisi ile de hoş bir dipnot bulunuyor. Orijinal dilinden Türkçe’ye asıl çevirisi 1954 yılında İnsancıklar ismiyle çevrilmiş. Ancak “Yoksul İnsanlar” ve “Zavallı İnsanlar” anlam olarak orijinaline daha yakın olsa da “İnsancıklar” gibi zarif bir buluş bir sonraki çevirilerde dahi korunmuş (iyi ki de korunmuş) ve günümüze ulaştırılmış. Kitabın içeriği dışındaki önemli unsurlara kısa bir değindikten sonra içeriğe dönelim. Kitapta ana hikaye Makar Alekseyeviç ile Varvara Alekseyevna’nın, uzaktan akrabalığı bulunan bu iki alt tabakadan insanın ya da insancığın birbirlerine destek olmak için ve yaşantıları boyunca çektikleri yoksulluğu, diğer sıkıntıları biraz da olsun unutabilmek için sürekli mektuplaşmaları, zorluklara beraber göğüs germeye çalışmaları olağanüstü bir gerçeklikle ve etkileyicilikle işleniyor. Sayfalar ilerledikçe okuyucuya sosyal statüleri ve yoksulluk olgusunu, insanların mutluluk sınırının ne kadar değişebildiğini ve buna çevrenin de etkisini sorgulatan, en basit şeyler için dahi kaderinize şükretmeye sevk eden ve ana hatlarıyla hayatımızın bütün gerçekliğini okuyucunun gözü önüne seren değerli bir kitaba dönüşüyor. Son olarak içeriğin etkileyiciliğine ithafen Dostoyevski’nin , kitabı yayımlayacak olan Belinski’ye yazıyı vermesi sonrası Belinski romanı okuduktan sonra Dostoyevski’ye şöyle diyor; -Siz kendiniz anlıyor musunuz? Ne yazmış olduğunuzu anlıyor
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,8bin okunma
Reklam
9/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2020 30. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2020 15:57
“Vahşetin Çağrısı” yazarın okuduğum ikinci kitabı oldu. Birincisi çok uzun yıllar önce okuduğum ve o zaman için beni çok etkileyen Beyaz Diş’ti. Bu kitabın da içeriği Beyaz Diş’e oldukça benziyor. Dipnot olarak Vahşetin Çağrısı, Beyaz Diş'ten önce yazılmış. Jack London’ın köpeklerin hayatını ve psikolojisini, o dönemin ve bulunduğu coğrafyanın şartlarına bağlı olarak bizlere aktardığı, okuyucuyu çoğu zaman üzen zaman zaman ise ana karakterimiz Buck(annesi İskoç çoban köpeği, babası St. Bernard türünden olan bir köpek) adına sevindiren gelişmelerin yaşandığı bir romandı. Kitapta Buck’ın güzel ve sorunsuz bir çevreden, hayatta kalmanın bile lüks olduğu inanılmaz zor şartlara adapte olma mücadelesi ve buna bağlı olarak da her türlü davranışının ve karakterinin evrilme süreci anlatılmış. Bu konuyla da davranışların ve çevrenin herhangi bir canlı üzerinde ne kadar etkili olabileceğini iliklerinize kadar hissettiren tesiri yüksek bir kitaba dönüşmüş.
Vahşetin ÇağrısıJack London · Can Yayınları · 201943,2bin okunma
9/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2020 29. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2020 02:02
Stefan Zweig, oluşturduğu karakterlerin(özellikle kadın karakterler) iç dünyasını derin analiz etmekte ve bunları okuyucuya hissettirmekte çok usta bir yazar.Yazarın okuduğum birçok kitabında olduğu gibi, bu eserde de hikaye ana karakterimizin(Irene) iç dünyasında yaşadığı bir psikolojik travma etrafında şekilleniyor.Irene’nin günlük hayatındaki monotonluktan bunalıp heyecan araması sonucu yaptığı hatalar, bunları kocasına açıklayacak gücü kendinde bulamaması ve ayrıca bir üçüncü karakterin de Irene üzerindeki baskılarıyla müthiş bir korkuya dönüşüyor.Bir duygunun kontrolden çıkıp insanı ele geçirmesinin de nelere mahal verebileceği bu hikayede apaçık ortaya konuluyor. Okurken Irene ile aynı duyguları,psikolojiyi ve özellikle korkuyu yaşayabileceğiniz hatta içinizden hadi anlat artık diye sık sık geçireceğiniz kısa ama etkili bir kitaptı tavsiye ederim.
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022124,9bin okunma
9/10
·74 syf.··
Beğendi
·
2020 28. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2020 03:23
Dönüşüm adlı bu eser okurken de kitabı bitirdikten sonra da okuyucuyu etkileyebilecek bir niteliğe sahip.Kitabın ilk cümlesinden itibaren fantastik bir durumla kurgu başlıyor ve bu olağanüstü durumu Franz Kafka gerçeklikle öyle bir ilişkilendiriyor ki bize de hayran olmaktan başka bir seçenek kalmıyor.Okuyucuya aktarılan olaylar oldukça akıcı ve günlük hayatın da bizzat içinden.Olay örgüsü oldukça basit bir şekilde aktarılsa da aslında Gregor Samsa’nın(baş karakterimiz) dönüşümüyle başlayan bu hikaye,çevresinin ve ailesinin bile ona karşı tümüyle değişmesi ve aslında asıl dönüşenin kim olduğunun da okuyucuya sorgulatıldığı müthiş bir kurguya dönüşüyor.Hatta hikayenin sonu bile oldukça öznel ve farklı yorumlanabilir bana göre.Özetle,biraz klişe de olsa her okuyanın kendinden bir şeyler bulabileceği,hayatına ve topluma dair çıkarımlar yapabileceği çok hoş bir eserdir kendileri.
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022267,8bin okunma
8/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2020 26. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2020 22:48
Kitabı elime almadan önce kitaba ve içeriğine dair bir bilgim yoktu.Romanı okumaya başladığımda ve sayfalarda ilerlediğimde kendi kendime sürekli soruyordum.Nasıl bu kadar kusursuz betimlemeler yapılabilir,nasıl hasta bir çocuğun psikolojisi okuyucuya bu denli iyi yansıtılabilir diye.Bu sorular eşliğinde bir yandan romandaki isimsiz karakterimizin içinde bulunduğu duruma üzülürken bir yandan da Peyami Safa'nın psikolojisini analiz etmeye çalışıyordum. Kitaba ara verdiğimde ise yazarımızın biyografisine baktım ve evet sorularım cevaplanmış olmuştu.Bu bizlere aktardığı kaygı,umut ve umutsuzluk gibi hislerin çarpıcılığının kaynağı ortaya çıkmış oluyordu.Yaşanmışlıktı bu hissi yaşayabilmemizi sağlayan.Kendi yaşanmışlıklarından geliyordu bu kadar iyi betimlemeler ve tahliller.Bu bilgiler eşliğinde konuyu daha fazla saptırmadan içeriğe dönmek istiyorum.Otobiyografik bir roman olma özelliğini taşıyan bu kitapta 7 yıldır hasta olan bir çocuğun tedavi süreci,bu süreçte tutulduğu bir aşk anlatılıyor.Olaylar gelişirken psikolojik çözümlemeler oldukça yoğun olarak kullanılıyor.Bu da zaten yaşanılanları bizim de yaşayabilmemize imkan sağlıyor.Kısa bir kitap olması da sanırım bir avantaj.Fazla kasvet de iyi olmazdı diye düşünüyorum.İçerikle ilgili anlatmak istediklerim bu kadardı. Okurken sizi etkileyecek bir kitap arıyorsanız bir şans verin derim.Şahsen hafızamdan silinmeye başladığında tekrar okumayı düşünüyorum.
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2022121bin okunma
Reklam