Öyle bir dönemdeyiz ki İki yüzlüler sahte gülüşleriyle hayatımızın ortasında. Nankörlük sıradan bir huy, yalan söylemek ise bir refleks olmuş. Yorulduk... Yoruldum... Yorulmadınız mı... İnsanların gözlerinin içine bakarken bile güvenmek imkânsız hale geldi. Sözler başka, niyetler başka. Nankörlük artık bir karakter zafiyeti değil, sıradan bir alışkanlık gibi yaşanıyor. Yapılan iyilikler çabucak unutuluyor, verilen emekler görünmez oluyor. Yalan ise utanılan bir şey olmaktan çıkmış, zor anların savunmasına dönüşmüş. İnsan, en çok da buna yoruluyor aslında. Sürekli tetikte olmaya… Birinin gözlerinin içine bakarken bile “Acaba?” demeye… İçinden geldiği gibi güvenememeye… Samimiyeti tartmak zorunda kalmaya... Bazen ne düşünüyorum biliyor musunuz... Bazen değil artık hep düşünüyorum bunu; Kalbi temiz olan için bu dünya bazen fazla gürültülü, fazla kirli geliyor. Sadece dünya değil insanlar da... Ve sonra kendime dönüyorum. İçimdeki hakikat duygusu; Ben halâ sahiciliği tanıyorum. Bir bakışta içtenliği, bir seste merhameti, bir davranışta karakteri ayırt edebiliyorum. Çünkü samimiyet gürültü yapmaz; bağırmaz, gösteriş yapmaz. Sessizdir ama derindir. Az bulunur ama bulunduğunda insanın içini huzurla doldurur. Bu yüzden belki de kaybetmiş sayılmıyorum. Yalancılardan, samimiyetsizlerden uzaklaştıkça aslında kendime yaklaşıyorum. Nankörlükten uzak durdukça kalbimin kıymetini daha iyi anlıyorum. Herkesi hayatımda tutamamak bir eksiklik değil; kimlerin kalabileceğini öğrenmek bir olgunluk. Gerçek insanlar halâ var. Biliyorum. Abartısız seven, karşılık beklemeden düşünen, arkan dönükken de aynı kalan insanlar…
​"Bazı akşamlar insan evine değil, çocukluğuna dönmek ister. Çünkü bilir ki orada kırılan tek şey oyuncaklardır, kalpler değil. Şimdilerde ise içimizde bir yerlerde hep o eski, yıkık dökük mahallelerin sessizliği var. Birine kırılırsın, anlatamazsın; dünyaya burulursun, kelimelerin yetmez. Kendini bir yaprak gibi hissedersin; hani dalından kopmuştur da, nereye düşeceğini bile bilmeden rüzgarın insafına kalmıştır öylece. Mutsuzluk değil bu tam olarak, hayır. Bu; elinden geleni yapmış, kalbini sonuna kadar açmış ama yine de o yarım kalmışlığın ortasında tek başına bırakılmış insanın o çok derin, o çok sessiz yorgunluğudur."
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Beni çeken senin bedenin değil. Sorun senin gözlerin, ağzın, ellerin değil. Bu senin iş yapma şeklin. Bu senin beni kendine çekme yolun, bir anda ben senin oluyorum. Her küçük parçamı aldığın, yüzümdeki saçları nazikçe çekip sonra dudaklarını benimkine koyduğunda. Tüm düşüncelerimi ve hayallerimi sahiplenmeye çalıştığında... Ve işte orada tüm yanlarımı keşfedebilirsin. Tüm düşüncelerim. Ve benden her şeyi alıyorsun... [Isabelle Galle]
Hayırlı Sabahlar :)
“Birinin hep orada oluşu sıradanlaşmamalı,kıymetlenmeli ..”
Alıntı
Nietzsche okurken hiç not almamış olan enayi kim??? Ben! Schopenhauer okuyup not almamış kişi kim??? Yine ben! İnsan bir soruyor yani. Evladım! Taş çağında mı yaşıyorsun? Yaşamıyorsun, güzel. O zaman taş çağında değilmiş gibi davran! Kitaplara maruz kalmakla kitapları okumak aynı şey değil. Biri yaratıcı bir eylem öteki pasif bir maruz kalış. Ey ahali! Siz ki kendisine kitap verilen ve de o kitabı özümseyemeyen, o kitaplara maruz kalanların peşinden mi gideceksiniz?!?! Gidin! Size salık veren o kimselerin peşinden gidin. Ama bilin ki ardı sıra sürüklendiğiniz o kimseler var ya, işte o kimseler sizi hidrojen peroksit kuyularına sürükler de siz bilmezsiniz! Şüphesiz ki sizin için orada çok elem verici bir azap vardır...
Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti. (Bakara 2/30)
Din