“Zaman geçiyor, ve onunla birlikte bazı duygular da kayboluyor. Ancak o çayırlık arazinin büyüsü, orada olup bitenlere dair duygular, arada bir yüzeye çıkıyor. Bunu yaşamak için illa doğada olmam gerekmiyor; bazen bir kitabın sayfalarında çıkıveriyor, bazen Millet’nin bir tablosunda, ya da Corot’nun kullandığı tonlarda… Bir sanat galerisinin uzun koridorunda yürürken -elbette Flaman ışığında- tüm bunlar aklıma geliyor. Kendimi çayırın üzerinde görüyorum, havadayım; o zaman ne hissettiysem aynısını hissediyorum: kelimelere dökmenin mümkün olmadığı, tertemiz bir neşe duygusu.”