Önceden Tanrı’nın insanları sırf yaşamalarını istediği için hayata gönderdiğini sanıyordum; şimdi ise daha fazlasını anladım.Anladım ki Tanrı insanların ayrı ayrı yaşamasını istemez, bu yüzden onlara kendileri için neyin lazım olduğu bilgisini vermemiştir. Tanrı insanların bir arada yaşamasını istemiş ve bu yüzden her birine hem kendileri için hem de herkes için lazım olan şeyleri göstermiştir.İnsanlara sadece kendi refahları için verdikleri uğraşla hayatta kalıyorlar gibi görünse de onların sadece sevgiyle hayatta kaldıklarını anladım. İçinde sevgi barındıran kişi Tanrı’ya yakındır, Tanrı onun içindedir, çünkü Tanrı sevgiyi yaratandır”.
Geçmiş yalnızca değiştirilmekle kalmamış,
resmen yok edilmiş, diye geçirdi aklından.İnsan, kendi belleği dışında hiçbir kayıt olmayınca en belirgin gerçeği bile nasıl kanıtlayabilirdi ki?
Aklı çiftdüşünün dolambaçlı dünyasına
kayıp gitmişti. Hem bilmek hem de
bilmemek, bir yandan ustaca uydurulmuş yalanlar söylerken bir yandan da tüm
gerçeğin ayırdında olmak, çeliştiklerini bilerek ve her ikisine de inanarak birbirini çürüten iki görüşü aynı anda savunmak; mantığa karşı mantığı kullanmak, ahlâka sahip çıktığını söylerken ahlâkı yadsımak, hem demokrasinin olanaksızlığına hem de Parti'nin demokrasinin koruyucusu olduğuna inanmak; unutulması gerekeni unutmak, gerekli olur olmaz yeniden anımsamak, sonra birden yeniden unutuvermek: en önemlisi de, aynı işlemi işlemin kendisine de uygulamak. İşin asıl inceliği de buradaydı: bilinçli bir biçimde bilinçsizliği özendirmek, sonra da, bir kez daha, az önce uygulamış olduğunuz uykuya yatırmanın ayırdında olmamak. "Çiftdüşün" dünyasını anlayabilmek bile çiftdüşünü kullanmayı gerektiriyordu.