"Uçurum kenarında yıkık bir ülke. Türlü düşmanlarla kanlı vuruşmalar. Yıllarca süren savaş..."
Ülkemizin Trablusgarp Savaşı'na girmesi ile başlayan süreç 10 sene boyunca durmaksızın savaşa, Balkanlar'da soykırıma uğramamız, atılmamız ve nüfusunun büyük bir kısmını kaybetmemize, I. Cihan Harbi sonunda da Mondros ve ardılı Sevr ile namusumuz ve şerefimiz olan vatan topraklarımıza düşman işgali ve bu işgal sırasında milletimizin ermeni ve rumların tecavüz ve soykırımlarına uğraması ile neticelenmiştir. Neticelenmiş çok doğru bir söz değil, çünkü tarih ve zaman, durağan ve çizgisel şeyler değildir. Ve bu durağan ve çizgisel olmayan süreç içerisinde milletimizin çektiği acılar kendi içinden, kendi kahramanlarını çıkarmıştır. Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, İsmet İnönü, Kazım Özalp ve daha niceleri. Bu isimler o devri yaşamış, o zor devirlerde pişmiş askerlerdir. Ve elbette hepsiyle beraber milletin kendisi de bir çözüm arıyordu. O dönemde zaten böyle bir harekette millet desteği olmazsa olmazdı ancak o dönem halkın cehaleti, Türk halkının ekonomik ve sosyal olarak ezilmesi nedeniyle bu çözüm arayışlarına öncülük edenler sivil bürokrat veya askerlerdi. ["En üst kademedeki yöneticiler -Mustafa Kemal, Kazım Karabekir, Ali Fuat, Refet Paşalar ve Hüseyin Rauf Bey- yüksek rütbeli subaylardı. Onlardan hemen sonra, önemli devlet görevlerinde bulunmuş sivil bürokratlar geliyordu. Orta ve alt kademelerde de devlet memurları vardı." (MTSD - C : 2 / syf. 236)] Ancak bu isimlerin büyük çoğunluğu ya manda savunucusuydu, ya kurtuluş için bir savaş verip yine osmanlı olarak devam etmeyi savunuyordu ya da bir savaş değil düşman ile diplomasi yapıp alabildiğimizi alıp yolumuza bakalım diyordu. ['Milli Mücadele' kadrosunun çoğunluğu, 'müstevliyi defettikten sonra', işlerin biteceğine