10/10
·656 syf.··
2026 2. kitabı
Herkese Selamlar İslam Dünyası kitabının ikincisinide gerçekten okunmaya ve kütüphanemizde yer etmeye değer. Araştırılarak ve bir yabancı yazar tarafından yazılması benim ayrıca dikkatimi çekmişti. Kitap tam bir tarihi depo gibi. İslam dünyası tarihi bizler için her zaman bir merak konusu olmuştur. Michael Cook bu kitapta islamı daha çok siyasi ve kültürel açıdan ele almıştır. Osmanlı devletinin sıkıntılı yılları,yükselme devri,Hindistan,Afrika Araplar detaylı olarak anlatılmıştır. Osmanlı devleti on dört asırdır nasıl mı değişti? Normalde başlarda küçük bir Anadolu beyliği olarak girmiş sonraları Anadolu ve Balkanlar’ın en büyük bölümüne hükmeden bir imparator olmuştur. Bu yükselişte yeniçeri ve daimi ordu yönetiminin katkısı olmuştur.Osmanlı Devleti bir zaman sonra adetlerinden uzaklaşmış ellerinde kalan Türk diliydi. Yükselme devirlerinde ise Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u aldıktan sonra durmak bilmeden seferden sefere koşar. Onun ölümünden sonra başa sırayla geçen padişahlık dönemlerinde Osmanlı Devleti bir yerden sonra kopuyor. Toplu. Değerlerine ters düşüyor padişahların çocukları köle cariyelerinden oluyor çünkü şeriatın gözünde bu çocuklar tamemen meşruydu. Ele alınan konular çok güzeldi açıkçası ben okurken bilmediğim pek çok konu öğrenmiş oldum. Sizlere de tavsiye ederim.
İslâm Dünyası Tarihi 2Michael Cook · The Kitap · 202523 okunma
10/10
·496 syf.··
2025 8. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 10 Eylül 2025 21:26
Cihan harbi bitmiş Mondros mütarekesi imzalanmış, ordular terhis edilmiş. Koca Devleti Ali Osman'ın payitaht-ı İstanbul işgal altında ve hükümeti acziyet içindedir. Savaşın ve mütarekenin tüm sorumluluğu İttihatçılara yüklenmiştir. İşgalcilerden çok Hürriyet ve İtilafçıların körüklemesiyle bir devri sabık yürütülmektedir. Memleket dahilinde İttihatçılara her türlü takibat ve kovuşturma yapılırken yakalananlar düzmece mahkemeler eliyle cezalandırılır. Yarı tutsak yaşayan, teşkilatıyla bağını koparmayan İttihatçı zabitlerden biride topçu yüzbaşı Cehennem Cemil'dir. Teyzesinin evine sığınmıştır. Teyze kızı Neriman ile evlenmek üzeredir. Saklanan arkadaşını kurtarmak isterken kendisi de ifşa olur ve Cehennem Cemil'in peşini bırakmazlar. İstanbul içinde barınması artık imkansızdır. Tam o sıralarda İtilaf Devletlerinin İzmir'i Yunan'a verdiği şayiası kopar. Protestolar başlar ve Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak cemiyetleri peş peşe kurulur. Açıktan ve gizliden mücadelenin en ön saflarında teşkilatçılıklarıyla maruf İttihatçılar vardır. Gizli tutulan M.M ve Karakol Cemiyetlerinde ki arkadaşları Cehennem Cemil'i Anadolu'ya kaçırır. Yunan İzmir'e asker çıkarmış ve Cemil Anadolu'ya ayak basar basmaz dağılmış bir kolorduyu toplamaya çalışan komutan ve kurmaylarının arasında; Yunan'ın da karşısında bulur kendini. Vaziyetleri pek müşküldür zirâ halktan destek yok gibidir. Ahali ne olduğunu tam kavrayamamıştır. Bir yanda işgalci ordu ile yerli Rumlar, bir yanda pasif İstanbul hükümeti ile Hürriyet ve İtilafçılar, diğer yanda Kuvva-i Milliye ve çoğu eşkiya olan çeteciler. Bu keşmekeşin içinden yeni bir seste Ankara'dan yükselir. Bütün olanlara dur diyecek, gittikçe söz sahibi olacaktır. Yunan işgali genişletecek, Ankara düzenli ordu kurup mukavemet edecektir. Artan direnişten
Yorgun SavaşçıKemal Tahir · İthaki Yayınları · 20224,307 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi
"Uçurum kenarında yıkık bir ülke. Türlü düşmanlarla kanlı vuruşmalar. Yıllarca süren savaş..." Ülkemizin Trablusgarp Savaşı'na girmesi ile başlayan süreç 10 sene boyunca durmaksızın savaşa, Balkanlar'da soykırıma uğramamız, atılmamız ve nüfusunun büyük bir kısmını kaybetmemize, I. Cihan Harbi sonunda da Mondros ve ardılı Sevr ile namusumuz ve şerefimiz olan vatan topraklarımıza düşman işgali ve bu işgal sırasında milletimizin ermeni ve rumların tecavüz ve soykırımlarına uğraması ile neticelenmiştir. Neticelenmiş çok doğru bir söz değil, çünkü tarih ve zaman, durağan ve çizgisel şeyler değildir. Ve bu durağan ve çizgisel olmayan süreç içerisinde milletimizin çektiği acılar kendi içinden, kendi kahramanlarını çıkarmıştır. Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, İsmet İnönü, Kazım Özalp ve daha niceleri. Bu isimler o devri yaşamış, o zor devirlerde pişmiş askerlerdir. Ve elbette hepsiyle beraber milletin kendisi de bir çözüm arıyordu. O dönemde zaten böyle bir harekette millet desteği olmazsa olmazdı ancak o dönem halkın cehaleti, Türk halkının ekonomik ve sosyal olarak ezilmesi nedeniyle bu çözüm arayışlarına öncülük edenler sivil bürokrat veya askerlerdi. ["En üst kademedeki yöneticiler -Mustafa Kemal, Kazım Karabekir, Ali Fuat, Refet Paşalar ve Hüseyin Rauf Bey- yüksek rütbeli subaylardı. Onlardan hemen sonra, önemli devlet görevlerinde bulunmuş sivil bürokratlar geliyordu. Orta ve alt kademelerde de devlet memurları vardı." (MTSD - C : 2 / syf. 236)] Ancak bu isimlerin büyük çoğunluğu ya manda savunucusuydu, ya kurtuluş için bir savaş verip yine osmanlı olarak devam etmeyi savunuyordu ya da bir savaş değil düşman ile diplomasi yapıp alabildiğimizi alıp yolumuza bakalım diyordu. ['Milli Mücadele' kadrosunun çoğunluğu, 'müstevliyi defettikten sonra', işlerin biteceğine
KemalizmTanıl Bora · İletişim Yayınları · 202140 okunma
8/10
·705 syf.··
2025 43. kitabı
Türk aydını nedir sorusuna cevap aramak için uzun bir yola çıkılmıştır. Aydın Küçük hoca aydın ibaresi kullanmasına rağmen ben Türk düşünürü demek istiyorum. Hocanın bu külliyatta bahsettiği bir kavram birden aklıma geliverdi, Türk düşünce hayatı ortaya dünya çapında bir eser çıkaramadığı için veya bir teori kendinden olmayan insanları hemen sahipleniverdi. Kimdi peki bu insanlar kendisine Rumi mahlasını alan Mevlânâ Celâleddîn-i Rumi Hazretleri bunlardan bir tanesidir. Eserlerini Farsça ve Rumça( İlk defa duyduğum bir söz Rumca eser verdiğini) ortaya koyan moğol mezalimi nden terk-i diyar edip bu günki Anadolu o günki adıyla İklim-i Rum olan diyara göç etmiş mutasavvıf, sufi ve şair birisi idi. Burada bir dipnot verilmesi gerekirse Türk olmasa da Türk düşünce hayatını etkilemiş ve Türk olarak kabul edilmiştir. Aydın Küçük'e katıldığım konulardan birisi teori olarak ortaya fikir beyan etmemiz bir yana bunun o zaman ki etkisi hem o günün insanına ve sonraki nesillere etkisi ya hiç olmamıştır ya da cüzi bir derecede kalmıştır. Bilginin etkisi o bilgiyi ne kadar çok kişiye ulaştırıldığı, o bilgiyi üretenin ve o eser'in etkisini artırması gerçeğidir. Bilgi (ilim) yitik bir malzemedir nerede olursa olsun o bulanındır hadis-i bizden önceki nesillerde olduğu gibi bu nesil içinde değerlidir. Doğu ikliminde bir Rönesans olmuş mudur? sorusu cevaplanması gereken konulardan birisidir. Türk, Arap ve Farsi olarak addedilen İslam dünyasında bir çok alım insan yetiştirmiş. Emevi Devleti Halifelerinden Me'mun ile başlayan çeviri hareketleri Süryaniler birden çok dile vakıf olmaları bu çevirilerin ilk başta kötü çeviriler ile sonrasında da vukufiyetlerini artırarak bu Rönesans ı şahsen gerçekleştirildiğini söylemek mümkündür. Batı ortaçağ karanlığında hayatını devam ettirirken Üstad
Aydın Üzerine Tezler 1Yalçın Küçük · Tekin Yayınevi · 199061 okunma
7/10
·768 syf.··
2025 47. kitabı
Herakleitos; Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” demiş. Zaman, mekan ve olgular değişim gösterebilir. Kişilikler ise ortamdan ortama değişir, geldiği yerin evvelini unutursa orada değişim yoktur, kişinin kişiliğinde eksiklik ve başkalarının sözleriyle hareket etme vardır.. Türk düşünce hayatını bir bina olarak görürsek bu bina için her bir tuğla koymuş ilim(bilim) adamının bir payının oldığu gerçektir. Yalçın Küçük Hoca aydın olarak belirttiği düşünen insanların tarihini Osmanlı'nın gerileme döneminden başlatmış olması İmparatorluğu kurtarmak için 3. Selim'in başlattığı Nizam-ı Cedid, yani Yeni Düzen anlamını taşıyan sistemi Osmanlı Devleti'nde kanayan yara haline gelmiş, müsterih, baldırı çıplak, askeri nizam ile ilişiği olmayan, haydut, erazil, faiz yiyen, savaş meydanından kaçan zavallı bir görünüme sahip bir yapıda olan zihniyeti değiştirmek için kurduğu düzenin adıdır ve bu değişim askerin ıslahına ve yenileştirilmesine karşılık geliyordu. Her değişim fen dünyasında, sanat dünyasında, askeri dünyada eskiler tarafından iyi görülmez ve buna karşı bir cephe almak için tutucu tavır sergilemekten kaçınmazdır. Osmanlı Devlet Aklı gerileme ile elinde bulundurduğu gücün gitmesini istememektedir. Bu gerilemenin ise ordudan dolayı olduğunu düşünmeleri, girilen savaşlarda seyfiye( askeri) sınıfı ve kalemiye ( bürokrasi, diploması) sınıfı erbabından kimselerin lahiyaları ile rapor haline getirilerek Sultan'a arz ediliyordu. Ordu'nun kötü halde olması eskinin artık işlevselliğini kaybettiğini yeni bir düzenin (nizamın) gelmesi kaçınılmaz olarak görüldü. Türk devlet aklında halk-ordu= devlet demek olduğu Türk ananesinde bilinmekteydi. 3. Selim Han Hazretleri'nin kurmak istediği düzen Nizam-ı Cedid yeniçeri ve gücü bırakmak istemeyen seyfiye, kalemiye ve ilmiye sınıfları
Aydın Üzerine Tezler 5Yalçın Küçük · Tekin Yayınevi · 199729 okunma
7/10
·728 syf.··
2025 36. kitabı
Türkler tarihi boyunca bir çok devlet kurmuştur. Bunlardan en akılda kalanı yüzyıllarca hüküm sürmüş bir ve insanlığa medeniyet kelimesinin ne anlama geldiği hem yaşantısı ile hemde feth ettiği ülkelerin topraklarında yaşatmıştır. Medeniyet kelimesini özellikle belirttim. Kelimenin kökeni inildiğinde zaman, Arapça’da “şehir” anlamına gelen ve müdûn köküne dayanan medîne isminden Osmanlı Türkçesi’nde türetilen medeniyyet kelimesinin, kök itibariyle “yönetmek” (es-siyâse) ve “mâlik olmak” anlamları da bulunan deyn (dîn) masdarıyla ilişkili olduğu da ileri sürülmüştür. Türkler İslamiyetten önce devlet yönetimini bilmekle birlikte güçlü ordu güçlü devlet anlayşını yüzyıllarca sahip olan bir geleneğe sahiptir. Yönetmek ve malik olmak bir aşiret için, bir kabile veya klan için söylenemez sadece insan kaynağı, toprak ve ordu-devlet anlayşını sahip akıl ile sağlanabilir. Türklerin İslam ile karşılaşması iki taraf için kolay olduğu kadar, zorlukları da beraberinde getirmiştir. Dünya devletler tarihinde Türklerden bahsedildiği zaman Osmanlı Devleti, Büyük Selçuklu Devleti, Türkiye Selçuklu Devleti, Karahanlılar, Gazneliler, Harzemşahlar, Babürler, Göktürkler, Avarlar, Avrupa Hun, Batı Hun, Büyük Hun Devletleri gibi devletleri kurmuş ve sonrasında da yıkılmıştır. Son bin yıllık süreçte Büyük Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devleti damga vuran ve bilinirliği en fazla olan diğer devletlere de bu konuda örnek olmuştur. Yazarın özellikle İslam konusunda ciddi bir hazımsızlığa sahiptir İslam'dan bahseder iken Militan İslam tasavvuru bunun en bariz örneğidir. Kamalist Türkiye ise diğer devletlere örnek olabilecek potansiyele ve bilinirliği olan lâik vatansever olarak görülmektedir. Bu betimlemeye neden ihtiyac duymak istemiş olması Hristiyan Batı'yı yıllarca meşgul etmiş, kendilerinden
Modern Türkiye'nin DoğuşuBernard Lewis · Arkadaş Yayınları · 20211,147 okunma