Allah nurunu tamamlayacak…
Kiminle ve nasıl?
Bu soru, insanın kalbinde bir gecenin ortasında parlayan en derin meraklardan biridir. Çünkü nurun tamamlanması, sadece bir olay değil, bir kader yürüyüşüdür; bir topluluğun, bir insanın, bir kalbin ve bir çağın içinden süzülerek gelen ilahî bir vaattir.
Allah nurunu, en zayıf görünen ellerle, en çok horlanan gönüllerle, en sessiz dualarla tamamlar.
Çünkü O’nun kudreti, güçlü görünenin içinde değil; hakikate en sadık olmanın, sabretmenin ve sebat etmenin içindedir. Tarih boyunca nurun taşıyıcıları, çoğu zaman kalabalıkların alkışladığı kahramanlar değil, bir gecenin sessizliğinde diz çöken, secdede gözyaşı döken, kimsenin bilmediği isimler oldu.
Nur, bir milletle tamamlanmadı hiçbir zaman; bir kavmin şanı, bir toplumun gücüyle değil… Kalpteki ihlasla, dildeki dua ile, adımlardaki teslimiyetle tamamlandı.
Çünkü Allah’ın nuru, dünyanın hesaplarıyla değil, göğün takdiriyle büyür.
Kiminle tamamlayacak?
Belki bir annenin sabırla büyüttüğü çocukla…
Belki gece vardiyasından dönerken “Ya Rab, yolumu aydınlat” diye mırıldanan bir işçiyle…
Belki kimsenin görmediği bir iyiliğin peşine düşen bir gençle…
Belki de yüreğinde tek bir muradı olan sadık bir kul ile.
Allah, nurunu çoğu zaman kendi gücünü unutan insanlarla tamamlar; çünkü onlar, kendi güçlerine değil, yalnız O’nun kudretine güvenirler.
Peki nasıl?
Nur, bir anda parlamaz; bir insanın içinde kıvılcım olur, sonra sükûnetle büyür. Bir kalpte başlar, sonra başka yüreklere dokunur, onların karanlığını da aydınlatır. Bir toplumun kötülükten yorulmuş yüreğine merhamet olarak iner, adalet özlemiyle büyür, ihlas ile kök salar.
Ve en çok da zamanın tam vaktinde gelir.
Ne erken, ne geç.
Ne eksik, ne fazla.
Hakikat, tam olması gereken anda doğar.
Çünkü Allah nurunu tamamlayacağını