Öncelikle, Mustafa Öztürk’ün şahsında temsil edilen tarihselci anlayışı, yine onun şahsında temsil edilen biçimiyle eleştireceğiz.
TARİH-ÜSTÜLÜK TENKİDİ.
İlk olarak, Mustafa Öztürk’ün “tarih-üstülük” eleştirisindeki temel problem, “tarih-üstü” ile “tarih-dışı” kavramlarını fiilen birbirine karıştırmasıdır. Tarih-dışı İslâm anlayışı, Kur’ân ve Sünnet’i nüzûl vasatından, sahabe tecrübesinden, nebevî tatbikten, içtihad ve usûl geleneğinden, kısacası hayatın canlı akışından kopararak metinleri donmuş hükümler toplamı gibi okumaktır. Böyle bir yaklaşım gerçekten de eleştirilebilir; fakat bu yaklaşım Ehl-i Sünnet’in ana çizgisini değil, daha çok Selefî-literalist, usûlsüz ve mezhepsiz okuma biçimlerini hatırlatır. Ehl-i Sünnet, Kur’ân’ı Sünnet’ten, Sünnet’i sahabeden, sahabeyi icmâdan, icmâyı mezhepten, mezhebi de fıkıh ve tasavvuf bütünlüğünden koparmaz. Bu yüzden Ehl-i Sünnet’i “tarih-dışı” bir okuma modeli gibi sunmak, hem tarihî açıdan hem de kavram olarak hatalıdır.
Nitekim Öztürk’ün kendi tarihselci iddiasını temellendirmek için başvurduğu malzeme de bizzat Ehl-i Sünnet usûl geleneğinin malzemesidir: nesh, esbâb-ı nüzul, Mekkî-Medenî, âmm-hâss, sebebin hususiliği-hükmün umumiliği, ictihad, rey, maslahat, örf, makâsıd gibi kavramlar. Bu kavramların tamamı, Ehl-i Sünnet’in Kur’ân ve Sünnet’i tarihî gerçeklikten kopararak okumadığını gösterir. Fakat Öztürk, bu farkındalığı, sanki tamamen görmezden gelinen veya unutulmuş bir hakikati bulup çıkarmış gibi, Kur’ân ve Sünnet’in tarih-üstü ölçü oluşuna karşı delil gibi kullanır. **Ehl-i Sünnet’in tarih şuurunu kendi tarihselciliğine delil yaparken, Ehl-i Sünnet’i tarih-üstülük üzerinden donuk bir okuma biçiminin temsilcisi gibi konumlandırır. Bu, geleneğin zaten benimsediği bir yaklaşımı